Buyuk Selcuklu Devleti
Kirman Selcuklulari
Anadolu Selcuklulari
Irak Selcuklulari
Erbil Atabeylikleri
Sam Atabeyligi
Musul Atabeyligi
Azerbaycan Atabeyligi
Fars Atabeyligi
Tugrul Bey
Berk Yaruk
Alparslan
Malazgirt  Muharebesi
Selcuklu Medeniyeti
Selcuklunun Yikilisi
Cengiz Han

SELÇUKLU MEDENiYETi

 HAKiMiYET ALAMETLERi

BASKENT: Sultan, sarayýnýn, hükümet ve adliye teþkilatýnýn bulunduðu bir merkeze sahip olmalýdýr.

SARAY: Çok eski dönemlerden beri bütün Türk devletlerinde saray hakimiyet alameti olarak kabul edilmiþtir. Selçuklu sultanlarýnýn Kayseri, Konya, Aksaray, Tokat, Antalya ve Sivas'ta saraylarý vardý.

TAHT: Bazan serir kelimesiyle de ifade edilen taht-ý saltanat, serir-i saltanat ve taht-ý Süleymanî de denilen taht hükümdarlýk sembollerindendi. Sultan I. Mesud ölümünden kýsa bir süre önce oðlu II. Kýlýç Arslan'ý Sultan ilan etti, diðer oðullarýný da melik unvanýyla baþka vilayetlere tayin etti. Sultan Mesud bütün devlet erkanýnýn da katýldýðý törende tahttan inerek oðlunu çýkardý ve baþýna taç koydu.

SANCAK VE BAYRAK: Saltan I. Alaeddin Keykubad'ýn sarý renkte bayraðý vardý.

NEVBET: Resmi bando takýmýnýn saray veya hükümdarýn çadýrý önünde günde üç veya beþ vakit konser vermesidir. Nevbet takýmý seferde sultana refakat ederdi. Aksarayî II. Süleyman Þah'ýn günde üç, Ýlhanlýlar'a tabi Selçuklu sultanlarýnýn ise onlar gibi beþ nevbet çaldýrdýklarýný söyler. IV. Kýlýç Arslan ile Konya'da sultanlýðýný ilan eden Cimri de beþer nevbet çaldýrmýþlardý.

I. Kiliç Arslan

UNVAN VE LAKAPLAR: Anadolu Selçuklu Devleti'nin kurucusu I. Süleymanþah kaynaklarda "emir" unvanýyla anýlýrdý. Daha sonraki hükümdarlarýn çoðu es-Sultanü'l-Muazzam ve es-Sultanu'l-a'zam unvanýný kullanýlmýþlardýr. Ayrýca II. Süleymanþah es-Sultanü'l-Kahir, I. Ýzzeddin Keykavus Ýnanç Bilge Kutlu ve es-Sultanu'l-Galib unvanýný kullanmýþlardýr.

ÇETR: Hükümdarlýk alameti olarak kullanýlan bir saltanat þemsiyesidir. Anadolu Selçuklularý Abbasi halifelerine hürmetlerinden dolayý siyah renk, daha sonra II. Gýyaseddin Keyhüsrev Sadeddin Köpek'in baskýsýyla mavi renkte çetr kullanmýþlardýr. Çetr çetrdâr adý verilen görevliler tarafýndan taþýnýrdý.

SiKKE: Diðer devletlerde olduðu gibi para bastýrmak da hakimiyet alametidir. Bilindiði kadarýyla günümüze intikal eden en eski tarihli sikke I. Mesud'a aittir. Altýn, gümüþ ve bakýr paralar Konya, Kayseri, Aksaray, Sivas, Malatya, Erzincan, Bayburt ve Kastamonu'daki darphanelerde basýlmýþtýr.

Büyük Selçuklular bir Türk-Ýslam devleti olmak itibariyle diðer Müslüman Türk devletlerinde de deðiþik ölçülerde gördüðümüz gibi eski Türk töre ve gelenekleriyle Ýslamî unsurlarýn kaynaþmasýndan oluþan feodal bir yapýya sahipti.

Türk hakimiyet anlayýþýnýn "devlet hanedan azalarýnýn müþterek mirasýdýr" ilkesini benimseyen Anadolu Selçuklu Devleti'nde tahta geçmek için kesin bir kaide yoktu. Bunun sonucu olarak da gerek Sultanlarýn ölümünde ve gerekse saðlýklarýnda saltanatý ele geçirmek üzere giriþilen taht kavgalarý hiç eksik olmamýþtýr. Hanedan azalarýnýn her biri hayatýný ortaya koymak suretiyle böyle bir mücadeleye her an katýlabilirdi. Maðlup olduðu takdirde ise hakkýnda verilecek cezaya -ki bu genellikle yayýnýn kiriþiyle boðmak þeklinde olurdu- rýza göstermek durumundaydý. Büyük Selçuklular'ýn bütün tarihleri boyunca devam eden taht mücadelelerine halk seyirci kalmýþtýr. Halkýn taht kavgalarýnda bî-taraf kalmasý, muhtemelen "hükümdarý Tanrý tayin eder" þeklinde ifadesini bulan eski bir inançtan kaynaklanýyordu. Emir ve kumandanlar ise özellikle fetret devri saltanat mücadelelerinde kendi çýkarlarýný esas almýþ ve ona göre taraf deðiþtirmiþlerdir.

Sultanlarýn saðlýklarýnda hanedan azalarýndan herhangi birini veliahd tayin etmeleri ve biat almalarý da tahta geçmek için bir çözüm getirmemiþtir. Gerek þehzadeler ve gerekse hanedanýn diðer üyeleri, Sultanýn, içlerinden birini veliahd tayin etmesini kendi meþru haklarýna bir tecavüz olarak kabul etmiþler ve tahtta hak iddia etmekten geri durmamýþlardýr.

Anadolu Selçuklu sultanlarýnýn seçtiði veliahtler de çok defa kardeþleri tarafýndan tahttan uzaklaþtýrýlmýþlardýr. Mesela Sultan Mesud (1116-1155) II. Kýlýç Arslan'ý (1155-1192) tahta çýkardý. Fakat kardeþi Þahinþah bunu tanýmadý.

Dört Ayakli Türbe - Kayseri

Bu misallerden anlaþýldýðý gibi veliahtlýk hatta beyat hükümdar öldükten sonra hukukî deðerini kaybediyordu. Zira hükümdarýn ölümü ile birlikte kanunlar ve hukukî tasarruflar yeni hükümdar tasdik edinceye kadar hükümden düþmekte, hukukî mesnedden mahrum sayýlmaktadýr. Mesela Osmanlýlar'da yalnýz memur ve askerin beratý deðil, her türlü vesika tahta çýkan Sultan tarafýndan yenilenirdi. Bu sebeple her cülûsta ülkenin yeni baþtan tahriri prensip olarak kabul edilmiþtir.

Anadolu Selçuklularý'nda II. Kýlýç Arslan 'a karþý oðullarýnýn baþlattýðý isyanda gördüðümüz gibi bazý hallerde kardeþler tahtýn iþlerinden birine tahsis edilmesini kabul etmezlerdi. Onlar veliahd tayinini kendi haklarýna bir tecavüz saymaktaydýlar. Zira her biri "kut"un kendilerine baðýþlandýðýna, Allah'ýn inayetiyle tahta geçmeye namzet olduklarýna inanýrlardý. Netice olarak diyebiliriz ki, Türk devletlerinde veliahtlýk saltanata geçmede bir usul olarak yerleþmiþtir. Hanedan azalarýnýn hakimiyete müþtereken sahip olduðu ve hükümdarý Allah'ýn seçtiði þeklindeki gelenek çok kuvvetliydi.

Türklerde hükümranlýk hakkýnýn karizmatik vasfý, birden fazla þahsýn ayný devlet idaresinde ve ayný kudrette Tanrý baðýþý (kut) ile donatýlmýþ olmasýna imkan vermez. Karizma (Kut')nýn kan vasýtasýyla babadan (Hatun'dan doðan) oðullarýn hepsine intikal ettiði inancý dolayýsýyla hükümdarýn ölümünden sonra evlatlar arasýnda vukua gelen taht mücadelelerinde içlerinden biri tam baþarýya ulaþamadýðý takdirde (kut'a nail olamadýðýnýn anlaþýlmasý halinde) devlet parçalanmaktadýr. Yani Türk devletlerinin merkeziyetçi bir karakter taþýmasý bizatihî onlarýn varlýklarýný, kudret ve ihtiþamlarýný sürdürmeleriyle yakýndan alakalýdýr.

Büyük Selçuklular'da bilfiil isyana giriþmeyen bir hanedan mensubunun saltanatta hak iddia edebilir diye idam edildiðine rastlamýyoruz. Buna karþýlýk Anadolu Selçuklularý'nda ve Osmanlýlar'da kardeþ katline rastlamaktayýz. II. Kýlýç Arslan, 1155'de tahta çýktýðý zaman kendine rakip gördüðü ortanca kardeþini boðdurtmuþtu. II. Gýyaseddin Keyhüsrev (1237-1246) de bir oðlu olunca hapisteki kardeþini idam ettirmiþti. Bunlar Büyük Selçuklular'da ve diðer Türk devletlerinde de gördüðümüz gibi Türkler'deki eski bir geleneðe dayanarak yay kiriþi ile idam edilmiþtir. Hanedandan olanlarýn kaný dökülmeden yayýnýn kiriþi ile boðulmasý hükümdarýn kutsî bir menþe'den geldiði telakkisi ile ilgilidir. Bu gelenek çok eski zamanlardan beri mevcuttur. Mezkur telakki onlarda esasen var olan kan taassubu inancý ile de birleþerek hükümdar ailesine mensup olanlarýn kanlarýnýn dökülmemesi adetini doðurmustur. Türk ve Moðollar'ýn Ýslamî devirde bile bu eski Paganizm adetini yaþatmalarý gayet tabiîdir. Ok ve yayýn eski Türk hayatýndaki ehemmiyeti düþünülürse öldürme þekilleri arasýnda "yay kiriþi ile boðma"nýn en eski þekil olduðu söylenebilir. Türkler'in paganizm devrindeki dinî-sihrî itikadlarýna, onlara baðlý hukukî telakkilere istinad eden kan dökmeme adetine Büyük Selçuklular'da da tamamen riayet edildiðini görmekteyiz.

Anadolu Selçuklularý'nda sultan büyük-küçük tefrik etmeden oðullarýndan birini veliahd tayin edebilir. Veliahtlýk taht üzerinde hak iddia etmeye engel deðildir. Ýzzeddin II. Kýlýç Arslan, küçük oðlu Gýyaseddin Keyhüsrev'i halef tayin etti. Diðer kardeþler kýskanýp büyük kardeþ Rukneddin Süleyman'ýn etrafýnda toplandýlar. O da 1192'de babasý ölünce Konya'yý kuþatýp tahta geçti. Rükneddin Süleyman ölünce (1204) oðlu III. Kýlýç Arslan sultan ilan edildi. Fakat Gýyaseddin Keyhüsrev tahta çýktý. Onun ölümünde (1211) büyük oðlu Ýzzeddin Keykavus (1211-1220) tahta çýtý Fakat kardeþ Aladdin Keykubad (1220-1237) bunu tanýmadý. Ýzzeddin Keykavus ölünce kimin tahta geçeceði tartýþýlýyordu. Sonra oðlu Alaeddin üzerinde karar kýlýndý.

Görüldüðü üzere Türk devletlerinde saltanat verasetini tanzim eden bir esas mevcut deðildir. Onlarda tahtý hanedanýn muayyen azasýna intikal ettiren bir gelenek de yerleþmemiþtir. Zaman zaman veliaht tayini, ekber evladýn ya da küçüðün tercihi gibi temayüller belirmiþ ise de taht daima ilahî takdire açýk tutulmuþtur. Hakimiyetin ilahî menþeli olduðunu kabul eden bu düþünce karþýsýnda diðer adet ve anlayýþlar hükümsüz kalmýþtýr. Hanedandan biri bilfiil saltanatý ele geçirdikten sonra onun meþruiyyeti nazarî ve hukukî bakýmdan mesele teþkil etmezdi. Asýrlardýr süre gelen bu gelenek, Türkler'de hakimiyetin menþeini Tanrýya dayandýran eski dinî telakkilerle ilgili görünmekte ve Orta Asya Türk kavimlerinde daha kuvvetle açýða çýkmaktadýr.

Büyük Selçuklular'da olduðu gibi Anadolu Selçuklularý'nda da ülkenin hanedan mensuplarý arasýnda muayyen hakimiyet sahalarýna taksimi vazgeçilmez bir kaide olarak daima tatbik edilmiþtir.

Mikhail'in daha babasýnýn saðlýðýnda ölümü üzerine Ýsrail (Arslan) ailenin baþý olmuþtu. Sonra onun ahfadýna batýdaki en uzak uç bölgesi Anadolu yurtluk olarak verilmiþti.

Anadolu Selçuklu sultaný II. Kýlýç Arslan'ýn saðlýðýnda memleketi oðullarý arasýnda taksim etmesi de eski Türk geleneðinin devam ettiðini göstermesi bakýmýndan zikre deðer. Onlardan her biri kendilerine ait mýntýkalarda baðýmsýz bir hükümdar gibi hareket etmekteydiler.

HÜKÜMDAR

Anadolu Selçuklu Devleti’nde yönetim diðer Türk devletlerinde gördüðümüz gibi sultanýn mutlak kontrolü altýndadýr. Moðol istilasý sýrasýnda olduðu gibi "Ýlhan'a ubudiyet arzeden, gerektigi zaman Anadolu içindeki seyahatlerinde ona refakat eden, bazen Moðol noyanlarýna mazeret beyan edip af dileyen, belirli yerlerde ikamete mecbur edilen, yargýlanýp cezalandýrýlan ve hatta katledilen zavallý birer hükümdar durumuna düþürülen" son dönem Selçuklu sultanlarý istisnadan ibarettir. Sultan siyasî iktidarý baþka bir kuvvetin iznine baðlý olmadan kullanýr.

Sultan Hani

Görüldüðü üzere Türk devletlerinde saltanat verasetini tanzim eden bir esas mevcut deðildir. Onlarda tahtý hanedanýn muayyen azasýna intikal ettiren bir gelenek de yerleþmemiþtir. Zaman zaman veliaht tayini, ekber evladýn ya da küçüðün tercihi gibi temayüller belirmiþ ise de taht daima ilahi takdire açýk tutulmuþtur. Hakimiyetin ilahi menþe'li olduðunu kabul eden bu düþünce karþýsýnda diðer adet ve anlayýþlar hükümsüz kalmýþtýr. Hanedandan biri bilfiil saltanatý ele geçirdikten sonra onun meþruiyyeti nazari ve hukuki bakýmdan mesele teþkil etmezdi. Asýrlardýr süre gelen bu gelenek, Türkler'de hakimiyetin menþeini Tanrý'ya dayandýran eski dini telakkilerle ilgili görünmekte ve Orta Asya Türk kavimlerinde daha kuvvetle açýða çýkmaktadýr.

Büyük Selçuklular'da olduðu gibi Anadolu Selçuklularý'nda da ülkenin hanedan mensuplarý arasýnda muayyen hakimiyet sahalarýna taksimi vazgeçilmez bir kaide olarak daima tatbik edilmiþtir.

Mikhail'in daha babasýnýn saðlýðýnda ölümü üzerine Ýsrail (Arslan) ailenin baþý olmuþtu. Sonra onun ahfadýna batýdaki en uzak uc bölgesi Anadolu yurtluk olarak verilmiþti.

Anadolu Selçuklu sultaný II. Kýlýç Arslan'ýn saðlýðýnda memleketi oðullarý arasýnda taksim etmesi de eski Türk geleneðinin devam ettiðini göstermesi bakýmýndan zikre deðer. Onlardan her biri kendilerine ait mýntýkalarda baðýmsýz bir hükümdar gibi hareket etmekteydiler.

 DiVAN TESKiLATI

Anadolu Selçuklularý'nda devlet iþlerinin görüþülüp karara baðlandýðý Divan-ý a'lâ'nýn (Divan-i âli, divan-ý saltanat) baþkaný vezirdir. Devlet idaresinde birinci derecede rol oynayan divan-ý a'lâ'nýn diðer üyeleri þunlardýr:

Naib-i saltanat, beylerbeyi, tuðraî, atabeg, pervane, ariz, müstevfî ve müsrif-i memâlik.

Melik Gazi Türbesi - Kayseri

Divana gelen meseleler vezirin baþkanlýðýnda müzakere edilir ve alýnan kararlar vezirin saðýnda ve solunda oturan münþîler (divan katipleri) tarafýndan defâtir-i divan-ý a'lâ'ya iþlenirdi. Divan kararlarý Fahreddin Ali'nin vezirliðine kadar Arapça yazýlýrdý. Daha sonra Farsça yazýlmaya baþlandý. Divana gelen bazý meseleler önce ilgili divanlara havale edilir ve onlarýn yaptýðý inceleme ve hazýrladýðý raporlar daha sonra divan-ý a'lâda görüþülüp nihaî karara baðlanýrdý. Divanda tercümanlar da görev alýr ve yabancý devletlere gönderilecek yazýlarý kaleme alýr ve gerektiðinde tercümanlýk da yaparlardý.

I. Alaeddin Keykubad zamanýnda divanda dört münþî ile iki tercüman vardý.

DiVAN-I A'LÂ'NIN ÜYELERi

NAiB-i SALTANAT: Büyük Selçuklu devlet teþkilatýnda rastlamadýðýmýz bu makam muhtemelen Eyyubî devlet teþkilatý örnek alýnarak ihdas edilmiþtir. Önemli devlet adamlarý ve kumandanlar arasýndan seçilen naib-i saltanat sultanýn merkezde bulunmadýðý zamanlarda ona vekaleten devlet iþlerini yürütürdü. Kendilerine naib-i saltanat olduklarýnýn alameti olarak bir altýn kýlýç verilirdi. Naibü'l-hazre de denilen bu görevli baþlangýçta sadece sultan tarafýndan tayin edildiði halde ülke Moðol tahakkümüne maruz kaldýktan sonra Ýlhanlý hükümdarýnýn onayýný alan vezirlerin de bazý þahýslarý bu makama getirdikleri görülmektedir. Fahreddin Ali vezir olduktan sonra Emînüddin Mikail'i naib-i saltanat tayin etmiþti. Ayrýca Moðol istilasý sýrasýnda Ýlhanlý hükümdarlarýnýn sultanýn naibinden ayrý olarak bizzat kendilerinin de naib tayin ettikleri anlaþýlmaktadýr. Fahreddin Ali'nin ölümünden sonra Mücirüddin Emirþah, Argun Han'ýn buyruðuyla naib-i saltanat olarak görevlendirilmiþtir. Bazen ayný þahýs hem Anadolu Selçuklu sultanýnýn hem de Ýlhanlý hükümdarýnýn naibi olarak hizmet ederdi. Mesela Þemseddin Ýsfahani hem Selçuklu sultaný hem de Batu Han tarafýndan naib-i saltanat olarak görevlendirilmiþti. Bu görevde bulunan bazý devlet adamlarý þunlardýr: Celaleddin Karatay, Sücaeddin Abdurrahman, Nizameddin Hurþid, Fahreddin Ali, Emirü'd-din Mikail, Mücirüddin Emir Þah, Cemaleddin, Mehmed Pervane ve Kemaleddin Tiflisi

BEYLERBEYi: Anadolu Selçuklu devlet teþkilatýnda nüfuz bakýmindan en önde gelen görevlilerden biridir. Emirü'l-ümera ve melikü'l-ümera da denilen beylerbeyi ordunun baþ kumandaný olmasý sebebiyle divanda sözü geçerdi. Zaman zaman hükümdarlarýn bile onlardan çekindiði hatta komplo hazýrlayarak onlarý bertaraf ettiði görülmektedir. Merkezdeki beylerbeyinden farklý olarak uçlarda görev yapan askerlerin baþýnda da uç beylerbeyi denilen bir emir bulunurdu. Mesela Hüsameddin Çoban Kastamonu'da uç beylerbeyi olarak görev yapmýþtýr. Bir baþka uç beylerbeyi de Seyfeddin Kýzýl'dýr. II. Gýyaseddin devrinin nüfuzlu devlet adamý olan Sadeddin Köpek de Samsat seferi sýrasýnda Melikü'l-ümera unvanýný almýþtý. Samsat kalesini aldýktan sonra gücü bir kat daha artan Sadeddin Köpek kendinden önce beylerbeyi olan Kemaleddin Kamyar'ý tevkif ettirerek muhtemelen bu görevi de kendisi üstlenmiþtir. Beylerbeyi olarak görev yapan bazý devlet adamlarý þöyle sýralanabilir. Seyfeddin Ayaba, Þemseddin Has Oðuz, Þerefüddin Mahmud, Siraceddin, Kemaleddin Kamyar, Seyfeddin Torumtay, Serefüddin Mesud, Azizüddin.

TUGRAY: Devletin iç ve dýþ her çeþit yazýþmalarýný idare eden menþur, berat, name ve muahedeleri kaleme alan, ferman ve menþurlara sultanýn alamet ve tuðrasýný çekmekle görevli olan Tuðraî Divan-ý inþa ve tuðranýn reisidir. Ýyi tahsil görmüþ, Arapça ve Farsça'ya vakýf kalem erbabýndan seçilirdi. Anadolu Selçuklularý'nda divan-ý inþa, divan-ý arzdan sonra gelirdi. Mesela I. Ýzzeddin Keykavus zamanýnda (1211-1220) Þemseddin Taber divan-ý inþa reisi iken daha sonra emir-i ariz-i memalik-i Rum tayin edilmiþtir.

ATABEG: Büyük Selçuklu Devleti'nde olduðu gibi Anadolu Selçuklularý'nda da atabeglik müessesesi mevcuttu. Þehzadeleri iyi bir devlet adamý olarak yetiþtirmekle görevli olan atabegler (lalalar) güvenilir ve nüfuzlu kumandanlar arasýnda seçilirdi. Þehzadeler atabegin gözetiminde "melik" unvanýyla her hangi bir vilayetin idaresine memur edilirlerdi. Ancak daha sonra þehzadelerin eðitiminden sorumlu atabeglerin yanýnda baþkentte sultanýn yanýnda ona müþavirlik eden bir atabeg daha tayin edilmeye baþlanmýþtýr. Bu atabegler divan üyesi olarak müzakerelere iþtirak ederlerdi. Bu konuyla ilgili bir fermanda bütün devlet erkanýnýn önemli konularda hükümdarýn atabegiyle istiþare etmesi emredilmektedir.

Atabeglerin Anadolu Selçuklu devletine büyük hizmetleri olmuþtur. Bunlarýn baþýnda da Þemseddin Altunaba ile Celaleddin Karatay gelir. Arslan ve II. Alaeddin Keykubad ile müþterek hakimiyetin baþladýðý 1249 yýlýna kadar yürüttügü naib-i saltanat görevini býrakarak atabeg-i Rum unvanýyla atabeglik görevini üstlenmiþ ve 1254'te ölümüne kadar bu makamda kalmýþ devletin birlik ve bütünlüðünü korumuþ, þehzadeler arasýnda geçimsizliðe ve ihtiraslý devlet adamlarýnýn faaliyetlerine mani olmuþtur.

Hidirellez Türbesi - Kayseri

PERVANE: Arazi daðýtýmý ile ilgili defterleri tutmak, iktalara ait menþurlarý hazýrlamak ve istihbarat faaliyetlerini yürütmekle görevli olan pervane de divan-ý a'lâ'nýn üyesiydi. Sultanlar pervaneleri bu görevleri dýþýnda siyasî ve askerî iliþkileri yürütmekle de görevlendirebilirlerdi. Mesela Muineddin Süleyman Pervane IV. Kýlýç Arslan tarafindan Moðollara elçi olarak, II. Alaeddin Keykubad da Erzincanlý Kadý Þerefüddin'in oðlu Taceddin'i Diyarbekir'i zaptetmek üzere görevlendirmiþti. Anadolu Selçuklularý tarihinde Muineddin Süleyman Pervane'nin ayrý bir yeri vardir. Moðol tahakkümü sýrasýnda sultaný da asarak bütün yetkileri elinde toplayan Muineddin Süleyman þahsi kabiliyeti sayesinde hem Ýlhanlýlar hem de Memluklülerle iyi iliþkiler kurmuþ ve bir devre adýný vermiþtir.

ÂRiZ: Büyük Selçuklu Devleti'nde olduðu gibi ordunun her türlü ihtiyacýný karþýlamak ve askerlerin maaþlarýný daðýtmakla görevli olan Divan-ý arz'ýn baþkanýdir. Ancak ordunun sevk ve idaresine müdahale etmezdi. Bu görev daha önce geçtiði gibi beylerbeyinindi.

MÜSTEVFi: Büyük Selçuklular'da da gördüðümüz divan-i istifa devletin bütün mali iþlerini yürütmekle görevli olup divan baþkanýna müstevfî veya sahib-i divan-ý istifa denilir. Sultan tarafýndan tayin edilen müstevfi vergi tarh ve tahakkukunda çok dikkatli davranmalý, halktan haksýz vergi alýnmasýna mani olmalýdýr. Tayin ettiði amillerin adil ve mutemet olmasýna dikkat etmeli, halkýn þikayetlerini arzetmesi için kapýsýný daima açýk bulundurmalýdýr. Moðol istilasý sýrasýnda müstevfileri Ýlhanlý hükümdarlarý tayin etmeye baþlamýþtýr.

Mecdüddin Muhammed b. Hasan'ýn divan-i istifa baþkanlýðýna tayiniyle bir menþurda onun bütün vergileri toplamasý, divan görevlilerini boþ býrakmamasý, nedimlerin sözlerine itibar etmemesi ve devlet gelirlerinin zorbalarýn elinde telef olmamasýna özen göstermesi istenmektedir. Bir baþka menþurda da divan-i istifa'nýn saltanatýn direði olduðu ifade edilmekte ve mali iþlerin iþbilir (kardar) ve güvenilir kiþilere verilmesi, tuzlalarda liyakatlý amillerin görevlendirilmesi emredilmektedir.

SRiF: Devletin mali ve idari faaliyetlerini denetleyen divan-ý iþrafýn reisidir. Müþrif kendisine baðlý memurlarý vasýtasýyla ülkenin her tarafýnda hazineye ait mallarý tesbit ve defterleri kontrol ettirirdi.

 SARAY TESKiLATI

Anadolu Selçuklularý saray teþkilatý Büyük Selçuklu devleti saray teþkilatý esas alýnarak oluþturulmuþtur. Baþlýca saray görevlileri þunlardýr:

HACiBܒL-HÜCCAB: Sultan ile divan üyeleri arasýnda irtibatý saðlayan baþ hacib saray görevlilerinin hizmetlerini kontrol etmekten de sorumlu idi. Hacibü'l-hüccab'ýn emrinde hacip ve perdedar denilen görevliler vardý.

EMiR-i CANDAR: Sarayý ve sultaný korumakla görevli olan Candarlarýn reisi olan emir-i candar hazarda ve seferde buyruðu altýndaki muhafýzlarla birlikte sultaný korumakla mükelleftir. I. Alaeddin Keykubad sultan olarak Konya'ya gelirken yanýnda 120 kiþiden oluþan muhafýz (candar) birliði vardý. Bunlar altýn sýrmalý hamayil ile asýlý kýlýç taþýrlardý. Candaroðullarý beyliðinin kurucusu Emir Þemseddin Yaman'in lakabýna bakýlarak onun da Anadolu Selçuklularýnda emir-i candar olarak görev yaptýðý söylenebilir.

ÜSTADÜDDAR: Saray nazýrý olup saraya ait bütün harcamalarý ve saray görevlilerini kontrol eder.

EMiR-i ÇASNiGiR: Sultanýn sofrasýnýn hazýrlanmasýna nezaret ve yemekleri kontrol eden görevlidir. Çok güvenilir emirler arasýndan seçilen çaþnigirin görevi sofraya konulan yemekleri sultandan önce tatmak suretiyle yemeðe zehir katýlma ihtimalini ortadan kaldýrmaktý. Büyük Selçuklularda ve diðer bazý Ýslam devletlerinde de gördügümüz çaþnigir Anadolu Selçuklu devletinde de önemli bir görevli idi. Meþhur emirlerden Mübarizüddin Çavlý ile Þemseddin Altunaba da çaþnigir (emir-i zevvak) olarak hizmet etmiþlerdi.

EMiR-i SiLAH: Silahlarýn bakým ve muhafaza edilmesiyle görevli olan silahdarlarýn emiri olup merasimlerde hükümdarýn silahýný taþýrdý.

EMiR-i SiKAR: Hükümdarýn av iþlerini idare eden ve av kuþlarýyla av hayvanlarýnýn eðitiminden sorumlu olan saray görevlisidir. Emer-i þikarlar nüfuz ve itibar sahibi kumandanlar arasýndan seçilirdi. Mesela meþhur devlet adamý Sadeddin Köpek Sultan I. Alaeddin Keykubad'ýn, Kýlavuzoðlu Tumanbay da III. Gýyaseddin Keyhüsrev'in emir-i þikarlarý idiler. Bütün kuþçular emir-i þikarlarýn emrindeydi. Bunlarýn yanýnda yine av ile görevli askerler bulunurdu. Anadolu Selçuklularýnda emir-i þikarlýða tayinle ilgili bir vesikada bu görevlilerde aranan vasýflar ve av sýrasýnda dikkat edilmesi gereken hususlar sayýlarak emir-i þikarýn bu önemli vazifede bazdarlarý kulluk ve mülazemette bulundurmasý, sürgün avýnda kuþ ve hayvanlarý halka haline getirme zamanýnda cesur ve marifetli avcýlarý hizmete sokmasý ve kuþlarýn avlanma mevsiminde avcýlarý pusuya yatýrmasý gerektiði ifade edilmektedir.

Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu sultanlarýnýn sofrasýnda av eti hiç eksik olmazdý. Nitekim sultan Melikþah ile I. Alaeddin Keykubad bir rivayete göre yedikleri av etinden zehirlenerek ölmüþlerdir. II. Gýyaseddin Keyhüsrev'in av hayvanlarý yanýnda vahþi hayvanlarý da beslediði, Ermeni kralýnýn sultan I. Ýzzeddin Keykavus'a çeþitli hediyeler yanýna baz (doðan) ve þahin de göndermesi Selçuklu sultanlarýnýn kuþlara ne derecede önem verdiklerini göstermektedir. Anadolu Selçuklularýnda yýlda iki defa umumi ava çýkýlýrdý. Bu ava bütün devlet erkaný katýlýr ve av þölenle sona ererdi.

EMiR-i ALEM: Sultan sancaðýný taþýyan ve onu korumakla görevli olan emirdir.

Mevlana Türbesi - Konya

EMiR-i AHUR: Hükümdarýn atlarýna bakmakla görevli emirdir. Buyruðu altýndaki hademeler atlarýn eðitimi ve tavlalarýn bakýmýndan sorumludur.

CAMEDAR: Hükümdarýn elbiselerine nezaret etmekle görevlidir. Elbiselerin muhafaza edildiði camehane de onun kontrolündeydi. Camedarlar sultanýn elbiselerini giymelerine de yardýmcý olurlardý.

TASTDAR: Hükümdar elini yýkarken, abdest alýrken leðen tutup su döken saray görevlisi.

EMiR-Ý MECLiS: Sultanýn bezm denilen meclisine girecek olanlarý içeri alan, ziyafet salonlarýný düzenlemekten sorumlu saray görevlisi olup Anadolu Selçuklularý'nda önemli bir memuriyetti.

HAVAYiCSALAR: Havayichane denilen mutfak iþlerine bakan ve yemekleri piþiren saray ahçýsý.

SERHENK (ÇAVUS): Sultanýn önünden giderek yol açardý. Merasimlerde ve alaylarda ellerinde süslü deðneklerle görev yaparlardý. I. Alaeddin Keykubad sultan ilan edilip tahta çýkmak üzere Konya'ya giderken yanýnda 500 serhenk vardý.

EMIR-i DEVAT (DEVATDAR): Baþlangýçta sultanýn divit takýmýndan sorumlu olan ve daha sonra çeþitli görevler üstlenen saray memuru. Meþhur devlet adamý Celaleddin Karatay da emir-i devat olarak hizmet etmiþti.

 ADLÎ TESKiLAT

Anadolu Selçuklularý döneminde ülkede meydana gelen hukuki meseleler kadýlar tarafýndan Hanefi mezhebi hükümleri esas alýnarak çözülürdü. Halkla ilgili bütün davalara ve miras iþlerine kadýlar bakardý. Ancak askeri davalar kadýleþker tarafýndan karara baðlanýrdý. Kadý'l-kudat (baþkadý) Konya'da oturur ve diðer kadýlarý kontrol ederdi. Kadý'l-kudat bütün ilmiyye sýnýfýnýn da reisi idi.

Kadýlarin baktýðý þerî davalarýn dýþýnda baþta devlet aleyhine iþlenen cürümler olmak üzere, her çeþit baský ve zulümle ilgili davalara ise örfî ve þerî hukuku esas alarak emir-i dadlar bakardý. Anadolu Selçuklularýnda emir-i dad protokolde atabegden sonra gelirdi ve çok nüfuzlu bir emir idi. I. Alaeddin Keykubad hükümdarlýðýnýn ilk yýllarýnda divan-ý mezalime bizzat baþkanlýk edip þikayetleri dinlerdi. Ancak daha sonra iþlerinin yoðunluðu yüzünden bu görevi emir-i dad'a býraktý. Fahreddin Ali emir-i dadlýktan vezirliðe yükseldiði gibi emir-i dad Eminüddin Düleycanî ayný zamanda üstadüddarlýk, evkaf hakimliði ve müstevfîlik görevlerini de üstlenmiþti. Emir-i dad hem divan-ý mezalim hem de kadýlarýn verdiði hükümleri infaz etmekle görevliydi. Kaynaklarda emir-i dad olarak hizmet eden diðer bazý görevliler arasýnda Nusret Yakut ve Nizameddin'den de bahsedilmektedir. III. Gýyaseddin devrinde kadýlýk görevinde bulunanlardan bazýlarý da þöyle sýralanabilir: Kadý'l-kudat Siraceddin Mahmud-ý Ermevî, Celaleddin Habib, Eminüddin Tebrizi, Ýzzüddin, Bedreddin Kazvinî, Taceddin Hoyi ve Sadüddin.

 ASKERÎ TESKiLAT

Anadolu Selçuklu Devleti esas itibariyle askerî bir hüviyete sahipti. Ordu devlet yönetiminde ve teþkilatýn hemen her kademesinde önemli rol oynuyordu. Divan-ý a'lâ'ya baðlý olarak görev yapan divan-ý arz ordunun her türlü ihtiyacýný karþýlamaktaydý. Savaþ zamanlarýnda ordunun sevk ve idaresi vezir ve beylerbeyinin sorumluluðundaydý. Savaþ sýrasýnda sultana emirler, leþkerler, reisler ve ileri gelen zevat refakat ederdi.

Anadolu Selçuklularýnda ordu baþlýca þu sýnýflardan teþekkül ederdi.

1. KAPIKULU: Merkezde sultanýn þahsýna baðlý olarak görev yapan bu askerler çeþitli milletlerden teþkil edilmiþti. Bunlar da kendi aralarýnda müfred, gulam, mülaziman-ý yatak (yayak) ve halka-ý hassa diye kýsýmlara ayrýlmýþtý. Sarayda görev yapan askerler candarlarla birlikte sultanýn ve sarayýn korunmasýnda istihdam edilmiþti. Mülaziman-ý yatak ise hükümdarýn çadýrýný beklerdi. Kapýkulu süvarileri yýlda dört defa bisteganî denilen maaþ alýrlardý.

2. TIMARLI SiPAHi: Ýkta sahiplerinin maiyetindeki bu askerler savaþ zamanlarýnda subaþý denilen ve ayný zamanda bulunduklarý þehirlerin emniyet ve asayiþinden sorumlu olan kumandanlarýn emrinde ana orduya katýlýrlardý.

3. ÜCRETLi ASKERLER: Anadolu Selçuklu ordusunun temel unsurlarýndan birini teþkil etmekle beraber ihtiyaç halinde istihdam edilen bu askerler arasýnda zaman zaman gayri müslim askerler de bulunurdu. Mesela II. Gýyaseddin devrindeki Babaî ayaklanmasýnýn bastýrýlmasýnda ücretli Frank askerleri önemli hizmetlerde bulunmuþlardý.

4.MUHAFIZ BiRLiKLERi: Kayseri baþta olmak üzere Sivas, Harput, Develi-Karahisar, Niksar, Malatya, Erzincan, Niðde, Ladik, Honas gibi önemli þehirlerde sürekli olarak bulundurulan muhafýz birlikleri. Bu mýntýkalara baðlý ikta sahiplerinin maiyetindeki askerler, Türkmenler ve müstahkem yerlerdeki daimi kuvvetlerin kumandanlarý o bölgenin subaþýsýna tabi idiler.

5. UC BiRLiKLERi: Barýþ ve savaþ zamanlarýnda Bizans Ermeni ve Gürcü sýnýrlarýnda beylerinin emrinde bekleyen askerler.

Sirçali Kümbet - Kayseri

6. Anadolu Selçuklu Devleti’ne tabi olan vassal statüdeki Müslüman ve gayri müslim devletlerin ihtiyaç halinde antlaþmalara uygun olarak gönderdikleri kuvvetler.

Askeri merkezlerdeki kuvvetlerle ikta sahiplerinin emrindeki kuvvetler 1243'teki Kösedað bozgunundan sonra giderek azalmýþtýr. Bunun da sebebi ikta sisteminin Moðol istilasýyla tamamen sarsýlmýþ olmasýdýr. IV. Kýlýç Arslan ikta arazileri mülk haline getirerek ordunun esasýný teþkil eden týmarlý sipahilerin yok olmasýna sebep olmustur. Müineddin Süleyman Pervane'nin 1277'de ölümünden sonra Ýlhanli istilasý giderek þiddetlenmiþ, hem ikta sistemi kaldýrýlmýþ, hem de ordu bertaraf edilmiþtir. Bu da gelirlerini kaybeden ikta sahiplerinin ülkenin her tarafýnda isyan ve karýþýklýklar çýkarmalarýyla sonuçlanmýþtýr. Orduda yaratýlan boþluk Moðol askerleriyle giderilmeye çalýþýlmýþtýr. Bu dönemde çýkan isyanlar Selçuklu-Moðol müþterek kuvveti tarafýndan bastýrýlmýþtýr.

Selçuklu ordusuna harekat sýrasýnda kumanda eden beylerbeyi protokolde ön saflarda yer alýrdý. Ayrýca I. Alaeddin Keykubad'ýn güney sahillerini fethetmesinden sonra uc beylerbeyilikleri ihdas edildi. Beylerbeyi karþýlýðýnda sipehdar-i büzürg veya emir-i büzürg tabiri de kullanýlýyordu.

Anadolu Selçuklularý Antalya, Alaiye ve Sinop'un fethinden sonra denizciliðe önem verdiler ve tesis ettikleri tersanelerde kendi donanmalarýný inþa ettiler. Donanma kumandanlarýna emirü's-sevahil, melikü's-sevahil veya emirü'l-bahr denilirdi.

Selçuklu kara ordusunun büyük bir kýsmýný süvariler teþkil ettiði için ata büyük önem verilirdi. O dönemde kullanýlan bütün klasik silahlar Anadolu Selçuklu ordusunda da mevcuttu. Orduda nizam ve intizam çok önemli idi. Ýhmali görülenler ve disipline uymayanlar þiddetle cezalandýrýlýrdý. Mesela II. Gýyaseddin Keyhüsrev ile vezir Fahreddin Ali Cimri isyaný sýrasýnda sefere katýlmayan emir-i büzürg-i uc Ali Bey ile adamlarýný katlettirdiler.

 TOPRAK VE HALK

Anadolu Selçuklularý'nda toprak týpký Büyük Selçuklular'da olduðu gibi mirî yani devlete aitti. Arazi ikta, mülk ve vakýf olmak üzere üç bölümde ele alýnabilir.

1. ÝKTA ARAZi: Bir hizmet karþýlýðý olarak devlet adamlarýna, kumandanlara ve büyük-küçük sipahilere verilen araziye ikta arazi denilir. Has arazi sadece hükümdara aitti. Görevinden azledilen kiþilerin iktalarý ellerinden alýnýrdý. Hizmetleri devam ettirmek kayýt ve þartýyla ikta arazi babadan oðula intikal edebilirdi. Devlet ricali ve kumandanlarýn rütbeleriyle mütenasip iktalarý vardý. Mesela Taceddin Pervane'nin iktaý Ankara idi. Ýkta sahipleri sefer zamanlarýinda askerleriyle birlikte sultanýn emriyle savaþa katýlmak üzere yola çýkarlardý.

I. Alaeddin Keykubad Harizm aþireti reislerinden Kirhan'a Erzincan'ý, Bereket Han'a Amasya'yý, Artuklular'dan Ýzzeddin Ahmed'e ise Harput'u ikta olarak vermiþti. II. Gýyaseddinn Keyhüsrev de vezir Mühezzebüddin Ali'ye 40.000 dinarlýk bir araziyi ikta etmiþti.

2. VAKIF ARAZi: Geliri ilmî ve sosyal gayelerle kurulan müesseselerin masraflarýný karþýlamak üzere tahsis edilen arazilerdir. Bazý Selçuklu devlet adamlarý ve kumandanlar da kendilerine mülk olarak verilen yerleri hayýr amacýyla kurduklarý müesseselere devretmiþlerdir ki bunlar da vakýf arazi statüsündedir. Vakýf arazilerin gelirleri mutlaka gayelerine uygun olarak kullanýlýrdý.

3. MÜLK ARAZi: Aslýnda devlete ait bazý araziler büyük hizmetleri ve yararlýklarý görülen devlet adamlarý ve kumandanlara sultan tarafýndan mülk olarak verilmiþ ve bunlar onlarýn evladýna miras yoluyla intikal etmiþtir. Ancak bazýlarý da bunlarý hayýr müesseselerine vakfetmiþlerdir. Kastamonu yöresi Hüsameddin Çoban'a, Sinop da Muineddin Pervane'ye mülk olarak verilmiþtir.

Anadolu Selçuklularý'nda topraðý ekip biçen reayanýn her zaman hakkýný almasýna itina edilir, haksýzlýða uðrayanlar her zaman þikayetçi olabilir ve haklarýný geri alabilirlerdi. Arazi tevcihatýyla ilgili iþler Pervane ve emrindeki memurlar tarafýndan yürütülürdü. Ülkede zaman zaman arazi tahriri de yapýlýrdý.

Meskün mahallerdeki vergiye tabi nüfus ve herkesin vereceði vergi miktarý kayýt ve tespit edilirdi. Reayadan tahakkuk ettirilen miktardan fazla vergi isteyenler aðýr cezalara çarptýrýlýrdý. Ýkta sahipleri ikta araziden alacaklarý gelir karþýlýðý asker besledikleri gibi o bölgenin yönetiminden de sorumluydular. Ancak Moðol istilasý sýrasýnda bu sistem bozuldu ve iktalarý ellerinden alýnan sipahiler ülke içinde isyan ve huzursuzluklara sebep oldular. Ýktalarý ellerinden alýndýðý için ikta sahipleri de yeteri kadar asker besleyemediler ve bu da ordunun çökmesine sebep oldu.

 IDARI TESKiLAT

Anadolu Seçuklularý'nda eyaletler öncelikle haneden mensuplarýnýn idaresine tevdi edilirdi. Þehzadeler küçük ise onlarý iyi bir devlet adamý olarak yetiþtirmek üzere yanlarýna lala veya atabeg denilen güvenilir emirler verilirdi. Bu emirler bulunduklarý eyaleti o þehzade adýna idare ederlerdi. Anadolu Selçuklularý'nýn idari açýdan kaç eyalete taksim edildiði kesin olarak bilinmemektedir. Ancak II. Kýlýç Arslan'ýn ülkeyi 11 oðlu arasýnda taksim ettiði bilinmektedir. Böylece baþkent Konya'nýn dýþýnda 11 idari merkezin mevcudiyetinden bahsedilebilir. Hanedan mensuplarýnýn yönetimine býrakýlan Tokat, Niksar, Elbistan, Kayseri, Sivas, Aksaray, Malatya, Konya Ereðlisi, Niðde, Amasya, Ankara ve Uluborlu dýþýnda Kastamonu, Sinop, Erzurum, Erzincan, Þarki Karahisar, Divriði, Antalya, Alaiye, Manavgat, Ýçel, Harput, Çemiþgezek, Kahta, Ahlat, Isparta, Kütahya, Eskiþehir, Denizli ve Amid (Diyarbakýr)'in ilhakýyla eyaletlerin sayýsý artmýþ ve otuzu geçmiþtir.

Bizans ve Ermeni sýnýrlarýnda uç vilayetleri de uç beyleri tarafýndan idare ediliyordu. Mesela Daniþmendli Yaðýbasýn'ýn oðullarýndan Muzafferüddin Mahmud, Bedreddin Yusuf ve Zahireddin Anadolu Selçuklularý'nýn hizmetine girerek uç boylarýnda görev almýþlardý. Ayrýca hanedan mensuplarýnýn idaresi dýþýnda kalan yerlerde de emirler hem vali hem de kumandan olarak görev yapýyorlardý. Bu büyük vilayetlerin dýþýndaki þehirlerde de serleþker ve subaþýlar emniyet ve asayiþten sorumlu idiler. Merkezi þehirlerde emniyeti saðlamaktan sorumlu birer sahne bulunurdu.

1243'te Anadolu Selçuklularý'nýn maðlubiyetiyle sonuçlanan Kösedað savaþýndan sonra ülke taht kavgalarýna sahne olmuþ ve nihayet Moðollarýn müdahalesiyle ülke ikiye bölünmüþ, bir kýsmý Konya merkez olmak üzere II. Ýzzeddin Keykavus'a, diðerinin merkezi de Sivas olmak üzere IV. Rükneddin Kýlýç Arslan'a verilmiþtir.

Vilayetlerde birer küçük divan bulunur ve vergiler muhassýllar tarafýndan toplanýrdý.

Eflaki Menakibü'l-arifin'de idari teþkilatta adý geçen görevlilerden bazýlarýný þöyle sýralar. Nazýr, emir-i dad valiler (ummal), yol muhafýzlarý, subaþý, þehir kethüdasý, reis, þahne, cellad, divan memuru, þeyhü'l- islam ve hati.

 SOSYAL HAYAT

1. ADET VE GELENEKLER

Yagmur duasi: Yaðmur duasýna çýkýlacaðý zaman halk oruç tutar, kurban keser ve Allah'a dua ve niyazda bulunurdu. Duanýn akabinde yaðmur yaðmazsa uzak yerlerden gelmiþ bir garibe gider ondan Allah'a dua ve niyazda bulunmasýný isterlerdi. Bir defasýnda Konya'da kýtlýk olmuþ, uzun zaman yaðmur yaðmamýþtý. Korkunç bir pahalýlýk vardý. Birkaç defa yaðmur duasýna çýkýp ümitsizlik içinde dönmüþlerdi. Verdikleri sadakalar, kestikleri kurbanlar kabule mazhar olmamýþtý. Nihayet Sultan Veled'e gidip yardým istediler. Onun mübarek baþýný açýp gözlerinden yaþlar akarak Allah'a dua etmesi üzerine müthiþ bir yaðmur yaðdýðý söylenir.

Ugur ve Nazar: Kötü insanlarýn nazarýndan korunmak için ateþe çörek otu atýlýrdý. Üzerinde dikiþ dikilen kimsenin aðzýna mutlaka bir yaprak, bir saman çöpü almasý gerektiðine inanýlýrdý. Gül uður çiçeði kabul edilirdi. Dini bayramlarýn arifesinde helva daðýtýlýrdý. Bir tüccarýn karýsý Kurban bayramý arifesinde çokça helva yaparak fakirlere ve komþulara sadaka olarak daðýtmýþ, helva dolu büyük bir siniyi de Mevlana hazretlerine göndermiþti.

Dogum: Çocuk doðduðu evde büyük bir sevinç kaynaðý olurdu. Bebeðe altýn takýlýr, saçý saçýlýrdý. Çocuðun babasý büyük bir ziyafet verirdi.

Evlenme: XIII. ve XIV. yüzyýlda Anadolu'da Ýslam hukuku hakimdi. Erkekler birden fazla kadýnla evlenebilirdi. Cariye edinme geleneði de vardý. Sultan Veled'in iki cariyesi vardý. Evlenen erkeðin kadýna baþlýk olarak para verme adeti yaygýndý. Evlenecek kýz da çeyiz eþyasý hazýrlamak zorundaydý. Mevlana bir kýzýn cehizinin hazýrlanmasý için Gürcü Hatun'dan yardým istemiþ, o da birkaç takým elbise, her cinsten bir kat çamaþýr, yirmi adet süslü küpe, yirmi yüzük, inci gerdanlýk, yün örtüleri ve bilezikler, halý ve seccadeler hazýrlayýp göndermiþti. Düðünler oldukça debdebeli olur, uzun süre anlatýlýrdý. Kadýnlar peçe takarlardý.

Terbiye kurallari: Anadolu Selçuklu toplumunda Türk-Ýslam düþüncesinin ortak ürünü olan terbiye ve görgü kurallarý yürürlükteydi. Türk toplumunda büyüðe hürmet esastýr. Eflakî'nin Menakibü'l-ârifin adlý eserinde geçen bir ibarede "Onlar yaþça benden büyükler, ben onlarýn yüzüne böyle bir sözü nasýl söyleyebilirim" denilmektedir ki bu toplumda büyüklere saygýnýn bir iþaretidir. Pazar yerinde ayaklarýný uzatýp uyuyan bir derviþin bu hareketi onun kýnanmasýna sebep olmuþtur. Bu da toplumun laubali davranýþlardan hoþlanmadýðýný ve tepkiyle karþýlandýðýný göstermektedir. Gayri ahlaki davranýþlar da asla hoþ karþýlanmazdý.

Hediyelesme: Hz. Peygamber'in hediyeleþmeyi teþvik eden sözleri Anadolu'da büyük ilgi görmüþ ve "yarým elma gönül alma" þeklinde sembolleþen bu gelenek Türk milletinin baþlýca özelliklerinden biridir. Devrin anlayýþýna göre hükümdar ve ileri gelen devlet adamlarý birbirlerine ve halka hediyeler verirlerdi ki bu da iþgal ettikleri makam ile mütenasip olurdu. Gürcü Hatun fakir bir kýzýn cehizini hazýrladýðý gibi Muineddin Pervane de Mevlana'nýn müjde ve iltifatý üzerine tarikat mensuplarýna 2.000 dinara yakýn baðýþta bulunmuþtur. Ayrýca Konya'da bulunan yetim ve fakirlere de elbiseler daðýtmýþtý. Devrin en yaygýn hediyesi altýn idi. Uður getireceðine inanýlarak daha çok altýn ve çiçek hediye edilirdi.

HAYAT TARZI

Eglence hayati: Kaynaklar Anadolu'da eðlence hayatýnýn oldukça renkli olduðunu ifade eder. Memluk Sultaný Baybars'ýn Moðol ordusunu bozgunu uðrattýktan sonra 20 Nisan 1277'de Kayseri'ye gelince Keykubadiye Sarayýnda büyük bir eðlence düzenlemiþti. Ancak Sultan onlarýn eðlencede aþýrý gittiklerini görüp hanende ve sazendeleri icra-yi sanat etmeden huzurundan kovmuþtu. Eðlence merasimleri daha çok hanlarda düzenlenirdi. Kadýn müzisyen ve sanatkarlar gayri müslimler arasýndan seçilirdi. Meyhaneler de müzikli eðlenceler düzenleniyordu. Hokkabazlar da yanan ateþe kendilerini atmak, kýzgýn demiri aðýzlarýna almak, kamçýdan kan akýtmak, merkep yavrusuna binmek gibi çeþitli gösteriler yapýyorlardý. Sünnet düðünleri de günlerce sürerdi. O dönemde oynanan oyunlar arasýnda satranç ve tavla önemli bir yer iþgal ederdi.

Ev hayati: Anadolu evleri sofa, odalar ve mutfaktan oluþuyordu. Ev eþyasý olarak halý, yaygý, perde, battaniyeden bahsedilir. Isýnma aracý olarak tandýr ve mangal, aydýnlanma aracý olarak da þamdan, kandil, çýrað ve mum vardý. Mum, zengin evlerinde, çýrað ise fakir evlerinde kullanýlýrdý. Zengin evlerinde hizmetçiler, maiyyet ve harem aðlarý vardý. Köleler azat edilirse kendilerine bunu gösteren bir belge verilirdi.

Kilik-kiyafet-süslenme: Anadolu Selçuklularý döneminde yaygýn erkek kýyafetleri elbise, baþlýk ve ayakkabýdir. Erkek elbiseleri hasýr elbiseleri, siyah ipekten yapýlmýþ elbise, çuha ve kemhadan yapýlan elbiseler olarak zikredilebilir. Ayrýca kurt ve tilki postlarý, þalvar ve gömlek, hýrka ve sarýk, çizme ve ayakkabý da giyiliyordu.

Kadýnlar ise çarsaf, kürk, ibriþim, baþörtü ve peçe giyerlerdi. Uzun býyýk ve uzun sakaldan hoþlanýlmazdý. Koku malzemesi olarak misk ve amber, makyaj malzemesi olarak da sürme kullanýlýrdý.

Besin maddeleri: Türk mutfaðý o dönemde de oldukça zengindi. Yemek sýrasýnda sofrada sahan, kase, sini, testi bulunurdu. Yemek bir kaptan kaþýkla yeniyordu. En yaygýn yemekler tirit ve ateþte çevrilen etlerdi. Keklik, býldýrcýn, çulluk ve toy gibi av hayvanlarýnýn etleri de revaçtaydý. Ayrýca etli pilav, biberli pilav ve pastýrma yenilen yemek türleriydi. Havuç, þalgam, turþu, meyve olarak elma, incir, kayýsý, kavun ve üzüm yenirdi. En sevilen tatlý çeþidi helva idi.

Tedavi sekilleri: Selçuklular zamanýnda saðlýðýn baþý temizlik olarak düþünüldüðü için her þehirde çok sayýda hamam vardý. Hastalýklarýn tedavisi için halk hekim ve þeyhlere müracaat ederdi. Menakibül-ârifin'den Mevlevîlerin çeþitli hastalýklarý el temasý ve okuyup üfleyerek tedavi ettikleri anlatýlmaktadýr. Yine Eflakî'ye göre Mevlana bir þahsýn parçalanan ayak parmaklarýný eliyle dokunmak, okuyup üflemek suretiyle tedavi etmiþtir. O dönemde halkýn karþýlaþtýðý en yaygýn hastalýk sýtma idi. Hem hekimler, hem de þeyhler tarafýndan tedavi cihetine gidilirdi. Mevlana bazý hastalarý özellikle psikolojik rahatsýzlýklarý olanlarý telkin yoluyla da tedavi etmiþtir.

Gevher Nesibe Darüssifasi - Kayseri

Devrin hekimleri teþhis ve tedavi yanýnda ilaçlarýn hazýrlanmasýna da nezaret ederlerdi. Nitekim Tabib Ekmelüddin Sultan IV. Kýlýç Arslan'ýn isteði üzerine panzehir imal etmiþtir.

 TiCARi VE EKONOMiK HAYAT

Anadolu ticari faaliyetler için uygun bir konumda bulunuyordu. Konya'nýn baþþehir olmasýndan sonra ticari hayat daha zenginleþmiþ ve canlýlýk kazanmýþtý. Anadolu'dan geçen Tebriz-Trabzon ve Tebriz-Ýstanbul yoluyla doðuyu batýya baðlayan bu yollar Anadolu'nun iktisadi hayatýnda önemli rol oynuyordu. Ege ile de ancak Konya üzerinden baðlantý kuruluyordu.

Ayrýca kuzey-güney istikametinde uzanan Sinop-Antalya/Alaiyye, Samsun-Ayas, Trabzon-el-Cezire-Suriye yollarýyla, Güney doðudan Ýstanbul'a uzanan ve Halep-Kayseri- Ankara-Ýstanbul, Halep-Kayseri-Konya-Ýstanbul yollarý Anadolu'daki ticari hayata canlýlýk kazandýrýyordu.

Ýslam dünyasýnda askeri ve içtimai gayelerle kurulan ribatlarýn bir devamý mahiyetinde, kervanlarýn her çeþit ihtiyaçlarýný karþýlayacak teþkilata sahip olan ve uzaktan adeta bir kale manzarasý arzeden kervansaraylar Ýslam aleminin baþka bir yerinde emsaline rastlanmayacak bir kýymete sahiptir. Selçuklu sultanlarýyla ileri gelen devlet adamlarý tarafýndan ticaret yollarý üzerinde yaklaþýk 30-40 km.lik aralýklarla yaptýrýlan bu kervansaraylar tarihi yollarýn önemini gösteren canlý vesikalardýr.

II. Kýlýç Arslan, I. Gýyaseddin Keyhüsrev, I. Ýzzeddin Keykavus ve I. Alaeddin Keykubad gibi ticari ve iktisadi hayatý canlandýrmaya itina gösteren Selçuklu sultanlarý ticaret yollarýnda emniyeti saðlamak gayesiyle kervansaraylar yaptýrdýlar. Sinop ve Antalya gibi iki büyük limanda ticari faaliyetleri kolaylaþtýrmak ve geliþtirmek amacýyla bu þehirlere zengin tüccarlar yerleþtirdiler, onlara ihtiyaç duyduklarý her türlü desteði saðladýlar. Türkiye'ye gelen yabancý tüccarlarýn uðradýklarý zararlarý tazmin ettiler, gümrük vergilerini asgari seviyeye indirdiler. Bu durum dünya ticaret tarihinde çok önemli bir yer iþgal eder. Ortaçaðda zengin ticari mallarla yola çýkan kervanlar çapulcu ve soyguncularýn saldýrýlarýndan emin olmadýkça buna teþebbüs etmekten çekinirlerdi. Ýþte Anadolu Selçuklu kervansaraylarý böyle bir endiþe ve ihtiyaçtan doðmuþtur. En önemli kervansaraylar Anadolu'yu doðu-batý ve kuzey-güney istikametinde geçen iki büyük uluslararasý ticaret yolu üzerinde bulunmaktadýr.

II. Kýlýç Arslan zamanýndaki siyasi geliþmelere paralel olarak ticari faaliyetler de artmýþ ve büyük kervansaraylar inþa edilmiþti. Kervansaray yaptýran ilk Selçuklu sultaný II. Kýlýç Arslan'dýr. Sultan, Aksaray'da büyük binalar, saray ve medreseler yaptýrdýðý gibi ilk kervansarayý da Aksaray yakýnlarýnda yaptýrmýþtýr. II. Gýyaseddin Keyhüsrev zayýf bir þahsiyet olmasýna raðmen onun zamanýnda da kervansaraylarýn yapýmýna devam edilmiþtir. Kervansaraylarýn, yol emniyetinin saðlanmasý dýþýnda hedef edindiði ikinci gaye ise kafilelerin konakladýklarý yerlerde her türlü ihtiyaçlarýný temin etmekti. Kervansaraylar içinde yatakhane, aþevi, erzak ambarlarý, ticari eþyanýn konulduðu depolar, ahýr ve samanlýklar, mescidler, hamamlar, þadýrvanlar, eczaneler, ayakkabý tamir atölyeleri ve nalbantlar vb. vardý. Kervansaraylarýn masraflarýný karþýlamak üzere vakýflar tahsis edilmiþti. Burada konaklayan misafirler zengin-fakir demeden her türlü ihtiyaçlarýný ücretsiz olarak karþýlayabiliyorlardý.

Þehir ve kasabalarda ticari kafilelerin ihtiyaçlarýný karþýlamak üzere ayrýca hanlar yapýlmýþtý. Bunlar özel olarak inþa edilmiþ ücretli yerlerdi. Þehirlerde ticari açýdan sahip olduklarý öneme paralel olarak hanlar kurulmuþtu. Mesela o devrin önemli þehirlerinden Sivas'ta 24 han vardý.

Kervansaraylar bulunduklarý yerlerde pazar haline geliyor ve o yörenin iktisadi bakýmdan geliþmesini saðlýyordu. Anadolu Selçuklularý döneminde yaklaþýk 134 kervansaray inþa edildiði bilinmektedir.

SELÇUKLULAR ZAMANINDA ANADOLU’DA YAPILAN BASLICA KERVANSARAYLAR:

Aðlasun Haný (Antalya-Isparta yolunda), Akbaþ Haný (Aksaray-Konya yolunda), Akhan (Aksaray-Konya), Akhan (Eðridir-Denizli), Alara Haný (Antalya-Alanya), Alay Haný (Kayseri-Aksaray), Altunapa Haný (Sinop-Ankara), Bardakçý Haný (Çay-Seyitgazi), Borhaný (Ürgüp-Ereðli), Böðet (Ankara-Konya), Burma Han (Seydiþehir-Alanya), Caca Beg Haný (Kýrþehir-Aksaray), Çakallý Haný (Samsun-Amasya), Çamalak Haný (Zile-Kýrþehir), Çardak Haný (Eðridir-Denizli), Çavlý Haný (Besni-Kayseri), Çekerek suyu Haný (Zile-Kýrþehir), Çýnçýnlý Sultan Haný (Tokat-Sivas), Dazya Haný (Amasya-Tokat), Deve Haný (Seyitgazi), Dibli han (Harput-Divriði), Dokuzun Haný (Konya-Çay), Dolay Haný (Ürgüp-Ereðli), Ebü'l-Hasan Haný (Seydiþehir-Alanya), Ebu'l-Kasým Haný (Niksar), Ebü'l-Mücahid Yusuf Haný (Çay), Eðret Haný (Çay-Kütahya), Elikesik Haný (Konya-Eðridir), Ertokuþ Haný (Konya-Eðridir), Ashab-ý Kehf Haný (Besni-Kayseri), Evdir Haný (Antakya-Isparta), Ezine pazar Haný (Amasya-Tokat),

Vezir Hani - Kayseri

Caferyat Haný (Konya-Karaman), Gedik Haný (Sivas-Kayseri), Gýyaseddin Keyhüsrev Haný ( Eðridir), Gülüçaðaç Haný (Sinop-Ankara), Gölbaþý Haný (Diyarbakýr-Malatya), Hacý Hafiz Haný (Konya-Çay), Kadýnhaný (Konya-Çay), Kaðý Haný (Sivas-Kayseri), Kemaleddin Haný (Besni-Kayseri), Kemaleddin Haný (Doðanþehir-Adýyaman), Kamerreddin Haný (Konya-Toroslar), Kara Sungur Haný (Denizli), Kara Sungur Haný (Denizli), Karatay Haný (Malatya-Kayseri), Kangý Haný (Seydiþehir-Antakya), Katrancý Haný (Aksaray-Konya), Kavak Haný (Konya-Eðridir), Kervansaray (Zile-Kýrþehir), Kýlýç Arslan Haný (Aksaray), Kýrkgöz Haný (Antalya-Isparta), Kýzýlören Haný (Kýrþehir-Ankara), Köprüköyü Haný (Antalya-Alanya), Kuru han (Besni-Kayseri), Kuruçeþme Haný (Konya-Beyþehir), Lala Kervansarayý (Sivas-Kayseri), Latif Haný (Sivas-Kayseri), Mahperi Hatun Haný (Amasya-Tokat), Makit Haný (Elazýð), Mama Hatun Kervansarayý (Erzurum-Sivas), Muhliseddin Haný (Zile), Obruk Haný (Aksaray-Konya), Ortapayam Haný (Seydiþehir-Alanya), Önesin Haný (Kayseri-Aksaray), Pamukçu Haný (Konya-Seydiþehir), Paþa Haný (Tokat-Sivas), Pazarhaný (Antakya-Denizli), Pazarcýk Haný (Alanya-Anamur), Pervane Haný (Kayseri-Aksaray), Pervane Süleyman Haný (Boyabat-Vezirköprü), Pýnarbaþý Haný (Eðridir-Denizli), Ruzapa (Rüzbe) Haný (Konya-Çay), Sadeddin Köpek Haný (Aksaray-Konya), Sahibata Haný (Konya-Çay), Sahibata Haný (Konya-Çay), Sarýhan (Kayseri-Aksaray), Sarýhan (Malatya-Kayseri), Sarýhan (Niðde), Sardavul Haný (Karaman-Silifke), Selçuk Haný (Sinop-Ankara), Selçukhaný (Malatya-Sivas), Seyfeddin Ferruh Haný (Konya-Seydiþehir), Sýraçakýl Haný (Aksaray-Ereðli), Silinti Haný (Alanya-Anamur), Suluhan (Kozan-Feke), Sultan Haný (Aksaray-Konya), Sultan Haný (Sivas-Kayseri), Sultan Haný (Konya-Toroslar), Susuz Haný (Antalya-Isparta), Sünnetli Haný (Kayseri-Aksaray), Sahruhköprülü Haný (Sivas-Kayseri), Savepsa Haný (Antalya-Alanya), Taktoba Haný (Tokat-Sivas), Tecer Haný (Malatya-Sivas), Tol Haný (Seydiþehir-Alanya), Yeni Han (Yýldýzeli/Tokat-Sivas), Yeniceköy Haný (Çay-Kütahya), Yunuslar Haný (Konya-Beyþehir), Zalmanda Haný (Ankara-Konya), Zývanýk Haný (Ankara-Konya), Zilli Han (Besni-Kayseri) ve Zincirli Haný (Aksaray-Konya).

TARIM ÜRÜNLERi

Akdeniz, Orta Anadolu ve Doðu Anadolu bölgeleri Anadolu Selçuklularý'nýn tarýmsal üretiminde önemli bir yer iþgal ediyordu. Özellikle buðday ayný zamanda ülkenin baþta gelen ihraç ürünleri arasýnda yer alýyordu. XIII. ve XIV. yüzyýlda Sivas hububat üretiminde ilk sýralarý iþgal ediyordu.

Bu dönemde Anadolu'da Denizli civarýnda iyi cins pamuk, bazý yörelerde de pirinç üretimi yapýlýrdý. Ayrýca þeker kamýþýndan elde edilen þekerin de ihraç mallarý arasýnda yer aldýðý söyleniyorsa da bu hususu teyit edecek yeterli bilgi yoktur.

Seyyahlarýn verdiði bilgilerden Anadolu'da kayýsý, badem, erik, þeftali, armut, portakal, limon ve üzüm gibi meyvelerin yetiþtirildiði anlaþýlmaktadýr. Konya ve Antalya yöresinde üretilen kayýsý kurutulduktan sonra çeþitli Ýslâm ülkelerine satýlýrdý.

Anadolu'da hayvancýlýk da oldukça yaygýndý. At kýymetli bir ihraç malý idi. Fakat sýðýr, koyun ve keçi daha yaygýn olarak yetiþtirilirdi ve hemen herkesin saðmal bir hayvaný vardý. Bu hayvanlar da çeþitli ülkelere canlý olarak ihraç edildiði gibi deri, yün ve tiftikleri de iþlenerek veya hammadde olarak da satýlýrdý.

MADENLER

Anadolu Selçuklularý zamanýnda çýkarýlan baþlýca madenler, demir, bakýr, gümüþ, þap, kayatuzu, lacivert taþý ve boraks idi. Bakýr Ergani'de, Kastamonu'da ve Erzincan yöresinde, demir az da olsa Divriði ve Toroslar'da; Ulukýþla, Gümüþhane, Amasya Gümüþhacýköy ve Kütahya Gümüþsar'da ise gümüþ yataklarý vardý. Bu yataklar Anadolu'nun Moðol istilasýna maruz kalmasýndan sonra da iþletilmeye devam etmiþtir. Ýhraç mallarý arasýnda yer alan kayatuzu da Anadolu'nun çeþitli yerlerindeki sekiz tuzlada üretiliyordu. Lacivert taþý ise Konya civarýnda çýkarýlýyordu.

SANAYi ÜRÜNLERi

Dokuma, halý ve kilim Anadolu'daki sanayi ürünleri arasýnda ilk sýrayý iþgal eder. Dünyanýn en gözde halýlarý Anadolu'da dokunurdu. Hem Marco Polo hem de Ýbn Battuta burada dokunan halý ve kilimlerden övgüyle söz ederler. Konya, Aksaray, Sivas, Erzurum ve Uþak baþlýca halý dokuma tezgahlarýnýn bulunduðu þehirlerdi.

Pamuk, yün, tiftik ve pamuktan üretilen kumaþlar da çeþitli ülkelere ihraç ediliyordu. Erzincan, Muþ, Mardin, Maraþ, Karaman, Ankara, Sivas, Diyarbakýr, Kastamonu, Konya, Kýrþehir ve Malatya çeþitli cins kumaþlarýn üretildiði merkezlerdi. Dericilik de çok sayýda sýðýr ve koyunun yetiþtirildiði Anadolu'da önemli bir sanayi dalýný teþkil ediyordu.

Erzurum, Sivas ve Antalya gibi merkezlerde çeþitli silahlar ve savaþ makineleri imal ediliyordu.

Erzincan özellikle bakýr ev eþyasý imalatýnda ilk sýrayý iþgal ediyordu. Altýn ve gümüþ zinet eþyalarý Konya ve Alaiye'de yapýlýyordu.

TiCARET

Anadolu Selçuklu sultanlarý ticaretin ülkenin iktisadi hayatýnda ne derece önemli rol oynadýklarýný idrak ettikleri için hem iç, hem de dýþ ticaretin geliþmesi için gereken ortamý hazýrlamýþ, yollarda emniyeti, þehirlerde ve pazar yerlerinde asayiþ ve huzuru saðlamýþlardýr.

Baþlangýçta mübadele yoluyla yapýlan ticari faaliyetlerde zamanla para kullanýlmaya baþlanmýþtýr. Þehir dýþýnda kurulan pazarlar yerleþik hayat sürenlerle, köylüler ve göçebeler arasýnda ticaret mallarýnýn karþýlýklý olarak mübadele edildiði yerlerdi. Þehirlerin geliþmesiyle çarþýlar, pazarlar ve hanlar iç ticaretin canlandýðý yerler oldu. Hem yerli hem de yabancý tüccarlar buralarda alýþveriþ yapýyorlardý. Pazarlardan alýnan vergiden baþka þehre getirilen ve dýþarý çýkarýlan her çeþit eþyadan vergi alýnýyordu. Ýlhanlýlar zamanýnda tamga adý verilen bu vergi þahneler tarafýndan tahsil edilirdi.

Esnaf ve zenaat erbabý XIII. yüzyýlda ahilik adý verilen bir teþkilatýn bünyesinde toplanmýþlardý. Bu teþkilat þehirlerde ekonomik, siyasi ve ahlaki kurallarý tanzim ettikleri gibi siyasi buhran ve sýkýntýlarýn giderilmesinde de önemli hizmetleri ifa ediyorlardý.

Anadolu'da Ahilik teþkilatýnýn kurucusu olarak kabul edilen Ahi Evran (Þeyh Nasîrüddin Mahmud, ö.l262) I. Alaeddin Keykubad'ýn destek ve yardýmýyla Ýslami tasavvufi düþünceye baðlý kalarak þeyh-mürid, usta-çýrak münasebetlerini tanzim etmiþ ve buna baðlý olarak iktisadi hayatý düzenlemiþtir. Büyük bir süratle yayýlan bu teþkilatýn mensuplarý sadece þehirlerde deðil ayný zamanda köyler ve uç boylarýnda da büyük nüfuz kazanmýþlardýr. Özellikle XIII. yüzyýlda devlet otoritesinin zayýfladýðý sýralarda siyasi ve askeri güçlerini kullanarak önemli hizmetlerde bulunmuþlardýr. Anadolu Selçuklularý zamanýnda Ahiler çeþitli mesleklere ait problemleri halletmekte ve onlarýn devlet ile olan münasebetlerini düzenlemekteydiler. Çarþý ve pazarlarda satýlan mallarýn hem kalite, hem de fiyat yönünden kontrolü Ahilik teþkilatýnýn baþlýca görevleri idi. Çok geniþ bir alanda faaliyet gösteren Ahilik pek çok devlet adamý, tarikat mensuplarý ve alimleri bünyesinde toplamýþ, XIV. yüzyýldan itibaren de organize esnaf birlikleri halini alarak iktisadi sahadaki faaliyetleri ön plana çýkarmýþtýr.

Sahipata Külliyesi - Konya

XII. yüzyýldan itibaren Anadolu'ya yerleþen Türkmenler hem kendi aralarýnda hem de Rumlar ve Ermenilerle dahilde alýþveriþte bulunuyorlardý. Baþlangýçta mal deðiþimi (mübadele) ile baþlayan bu ticari faaliyetler Selçuklu parasýnýn tedavüle girmesiyle alýþveriþte para kullanýlmýþtýr Anadolu'nun XII. yüzyýldaki durumundan bahseden kaynaklar ülkeyi harap olarak tanýtýrken XIII. yüzyýlda bölgeyi gezen seyyahlar Anadolu'yu zengin ve müreffeh bir ülke olarak tasvir ederler. Ýlk zamanlar þehir dýþýnda bir yerde kurulan pazarlar þehirli, köylü ve göçebe Türkmenlerin ihtiyaçlarýný karþýlamaya kafi geliyordu. Þehirler geliþince hanlar kurulmuþ, çarþý ve pazarlarýn sayýsý artmýþtýr. XIII. yüzyýlda þehirler arasý ticaret baþlamýþtýr.

Selçuklu sultanlarý dýþ ticaretin geliþmesine de büyük önem veriyorlardý. Sultan I. Gýyaseddin Keyhüsrev 1207'de Antalya'yý feth ederek burayý önemli bir ihracat ve ithalat limaný haline getirdi. I. Alaeddin Keykubad da 1221 yýlýnda Kalonoros'u fethederek ismini Alaiyye olarak deðiþtirdi. Anadolu'da huzur ve istikrar saðlandýktan sonra Avrupalý tüccarlar doðunun ticari mallarýný Mýsýr yerine Anadolu'dan temin etmeye baþladýlar. Böylece Anadolu hem Avrupa hem de doðudaki Ýslam ülkeleri için önemli bir ticari potansiyele sahip oldu. Antalya'nýn fethiyle Akdeniz ticaretinde de Türkler önemli pay aldýlar. Kýbrýs ve Venediklilerle ticari anlaþmalar imzalandý. Kýbrýs Kralý Hugues ile I. Ýzzeddin Keykavus arasýnda ticaret antlaþmalarý yapýlmýþtýr. Buna göre Selçuklu tüccarlarý Kýbrýs'ta serbest olarak ticari faaliyette bulunabilecekleri gibi Kýbrýslý tüccarlar da Anadolu'da karþýlýklý olarak gümrük vergilerini ödemek suretiyle ticaret serbestliðine sahip olacaklardý. Anadolu'dan sap, yün, ipek, ipekli kumaþlar, pamuk, halý, kilim, deri, sabun, þarktan getirilen baharat ve diðer ticari mallar ihraç ediliyordu. Avrupali tüccarlar Kýbrýs'ý bir ticari üs olarak kullanýyordu. Onlarýn getirdikleri mallarýn bir bölümü Türk tüccarlar tarafindan ithal edilirdi.

I. Alaeddin Keykubad'ýn 1220 yýlýnda Venediklilerle daha önce yapýlmýþ olan anlaþmayý teyid eden bir anlaþma imzalamasý onun ticarete verdiði önemi göstermektedir. Anlaþma ile Venedik'te ve onlarýn hakimiyetindeki baþka yerlerde yaþayan tüccarlar Selçuklu topraklarýnda rahat bir þekilde ticaret yapabileceklerdi. Ayný þekilde Selçuklu tebeasý da Venedikliler'in egemenliði altýndaki yerlerde serbestçe ticari faaliyette bulunabileceklerdi.

XIII. yüzyýlda Selçuklular ile Memlukler arasýnda ticari münasebetler baþlamýþtýr. Özellikle gemi yapýmýnda kullanýlan kereste ticareti yaygýndý. Ýki ülke arasýnda nakliye iþleri Cenevizliler ile Venedikliler tarafindan yapýlýyordu. 1289'da bir Ceneviz gemisinin seker, keten ve biber yüküyle Ýskenderiye'den Alaiyye'ye geldiði bilinmektedir.

I. Ýzzeddin Keykavus'un 1214'te Sinop'u fethetmesiyle Karadeniz ticareti de canlýlýk kazandý. Sinop hem kuzey-güney, hem de doðu-batý ticareti açýsýndan önemli bir liman þehri idi. Bunun idraki içinde olan Sultan I. Ýzzeddin Keykavus þehirde yoðun bir imar ve iskan faaliyeti baþlatmýþtýr. Çeþitli bölgelerden zengin tüccarlar ve saygýn kiþiler Sinop'a getirilerek iskan edildi. Ticaretin geliþmesi için her türlü imkan seferber edildi ve bu sayede Sinop Karadeniz'in en önemli ticari üssü haline geldi.

Sultan daha sonra Türk, Arap ve Rus tüccarlarýnýn bir uðrak yeri olan Kýrým'daki Suðdak'ýn fethi için hazýrlýklara giriþti ve Emir Hüsameddin Çoban kumandasýnda gönderdiði donanma ile þehri fethetti (1227). Bu sefer ile Anadolu Selçuklularý'nýn Karadeniz'deki ticari faaliyetleri arttý. XIII. yüzyýlda Rus ve Kýpçak tacirlerin Sivas'a kadar geldikleri bilinmektedir. 1230'da Trabzon'un da Selçuklu hakimiyetini tanýmasýyla Anadolu Selçuklularý Karadeniz'i Doðu Anadolu'ya baðlayan, oradan da Ýran ve Uzak Doðu'ya kadar uzanan bir ticaret merkezini daha ele geçirmiþ oluyorlardý.

XII. yüzyýlýn sonlarýnda Anadolu'nun huzur ve asayiþin hakim olduðu bir ülke haline gelmesi, Alaiyye ve Sinop'un fethi Anadolu'daki transit ticaretin canlýlýk kazanmasýna zemin hazýrlamýþtý. Mýsýr'dan gemilerle Antalya ve Alaiyye'ye getirilen mallar, Konya, Ankara, Sinop ya da Baðdat-Halep-Malatya-Sivas-Amasya üzerinden Samsun ve Sinop limanlarýna ulaþtýrýlýyordu. Ayas-Samsun güzergahý da transit ticaretinde oldukça önemliydi. 1240'ta baþlayan Babaî isyanýyla 1243'te bozgunla sonuçlanan Kösedað Savaþý Anadolu'daki ticari hayata büyük bir darbe indirdi. Kayseri ve Malatya gibi þehirlere yerleþmiþ olan çok sayýda tüccar bu huzursuzluklar ve karýþýklýklar yüzünden Suriye'ye kaçtý.

XIII. yüzyýlýn birinci yarýsýnda Sinop-Antalya hattýnýn doðusunda kalan þehirlerin iktisadi refah düzeyi batýdaki þehirlerden daha iyi idi. XIV. yüzyýlda Erzurum 222.000, Erzincan 332.000, Harput 215.000, Niksar 187.000, Kayseri 140.000, Niðde 141.000, Aksaray 51.000, Akþehir 135.000, Ankara 72.000, Mardin 236.000, Meyyafarikin 224.000, Sivas ve Konya ise toplam 1.384.886 dinar vergi ödüyordu. XIII. yüzyýlýn sonlarýnda Konya, Kayseri, Sivas baþta olmak üzere Antalya, Sinop, Erzurum, Erzincan, Malatya, Ahlat, Diyarbakýr ve Mardin gibi bazý þehirlerin nüfusu yüz bini aþmýþtý.

Uluslararasý ticarette mühim bir yeri olan Yabanlu Pazarý'nýn en önemlisi Kayseri'nin Pýnarbaþý ilçesinin Pazarören köyünün bulunduðu yerde kurulurdu. 40 gün boyunca açýk kalan bu fuarda köleler dahil her çeþit kumaþ, kürk ve hayvanlar alýcý bulurdu. Yabanlu Pazarý 1277'den sonra giderek önemini yitirdi ve Moðol valilerinin yaylaðý haline geldi.

Yine uluslararasý nitelik arz eden bir baþka önemli pazar da Mardin'in Düneysir (Koçhisar) pazarý idi. Ticari maksatla kurulan hanlar ve pazar yerleri zamanla buranýn bir þehir haline gelmesine sebep oldu. Bunun dýþýnda Kýrþehir-Kayseri yolu üzerindeki Ziyaret Pazar, Ilgýn'daki Yýlgýn, Amasya-Tokat arasýnda pazar günleri kurulan Azine pazarý ve Germiyan'da kurulan Alemüddin Pazarý önemli pazar yerleri idi.

 ANADOLU SELÇUKLU SANATI

XI. yüzyýldan itibaren Türk göçlerine sahne olan Anadolu'da Büyük Selçuklular'ýn Ýran'da gerçekleþtirdikleri Türk-Ýslam mimarisiyle Anadolu kültürünün kaynaþmasýndan oluþan yeni bir sanat anlayýþýnýn ürünü olan kýymetli eserler vücuda getirilmiþtir. Bu eserler daha sonraki yýllarda Beylikler ve Osmanlý mimarisine temel teþkil etmiþtir.

Anadolu Selçuklu sanat eserleri incelendiðinde bunlarý etkileyen baþlýca faktörlerin Ýslâm inancý, Ýslam öncesine kadar uzanan Türk kültürü ve nihayet yerli kültürler olduðu söylenebilir.

CAMiLER

Anadolu Selçuklularý Müslüman bir devlet olup halkýn büyük çoðunluðunu Müslümanlar oluþturuyordu. Bu bakýmdan diðer Ýslam devlet ve hanedanlarýnda görüldüðü gibi camiler mimari eserlerin baþýnda yer alýr. Anadolu Selçuklularý'na ait en eski camii XII. yüzyýlýn ortalarýnda yapýldýðý bilinen Konya Alaeddin Camii'dir. Anadolu Selçuklu sanatýnýn bir þaheseri olan bu cami, daha sonraki dönemlerde yapýlan tamirat ve deðiþikliklerle günümüze kadar intikal edebilmiþtir. Sivas Ulu Camii ise 1197 yýlýnda II. Kýlýç Arslan'ýn oðullarýndan Kutbeddin Melikþah zamanýnda Kýzýl Arslan tarafýndan yaptýrýlmýþtýr.

Burmali Minare - Amasya

I. Alaeddin Keykubad tarafýndan yaptýrýlan Niðde Alaeddin Camii Anadolu Selçuklularý'nýn klasik cami mimarisinin bütün orijinal özelliklerini bünyesinde toplamaktadýr. Yine Alaeddin Keykubad tarafindan 1224 yýlýnda yaptýrýldýðý anlaþýlan Malatya Ulucamii Büyük Selçuklularýn Ýran'da uyguladýklarý plana dayanmaktadýr. Ayný sultan dönemine ait olan baþka bir eser de Afþin Ashab-ý Kehf Camii'dir.

Kayseri Huand Hatun Camii ise II. Gýyaseddin Keyhüsrev zamanýnda tamamlanmýþtýr. Sultan II. Ýzzeddin Keykavus zamanýnda yaptýrýlan Kayseri Hacý Kýlýç Camii de bir külliye þeklinde planlanmýþ ve cami medreseyle kaynaþmýþtýr. Amasya'daki Burmalý Minare Camii'nin II. Gýyaseddin Keyhüsrev döneminde tamamlandýðý bilinmektedir. Sinop Ulu Camii ise Muineddin Süleyman Pervane tarafýndan yaptýrýlmýþtýr. Amasya valisi Seyfeddin Torumtay tarafýndan yaptýrýlan Gök Medrese Camii Divriði Ulu Camii'ni hatýrlatan bir plana sahiptir. Bünyan Ulu Camii, Akþehir Ulu Camii ve Develi Ulu Camii de Anadolu Selçuklularý'na ait kýymetli eseler arasýnda yer alýr.

XIII. yüzyýlda yapýlan Selçuklu mescidlerinden bazýlarý da þöyle sýralanabilir. Konya Taþ Mescid, Konya Sýrçalý Mescid, Konya Karatay Mescidi, Konya Hoca Hasan Mescidi, Konya Beyhekim Mescidi, Konya Tahir ile Zühre Mescidi, Alanya Akçebe Sultan Mescidi, Akþehir Küçük Ayasofya Mescidi, Akþehir Güdük Minare Mescidi, Harput Alaca Mescid.

MEDRESELER

Anadolu Selçuklularý zamanýnda yapýlan medreseler arasýnda Afyon Boyalýköy'deki Kubbeli Medrese (1210), Isparta Atabey'de Ertokus Medresesi (1224), Konya Karatay Medresesi (1251), Konya'da Vezir Sahip Ata'nýn yaptýrdýðý Ýnce Minareli Medresesi (1260-1265), Afyon Çay'da Taþ Medrese, Kýrþehir Cacabey Medrese (1272-1273) sayýlabilir. Anadolu'da Selçuklu mimarisinin orijinal bir eseri olarak kabul edilen Kubbeli Medreseler Osmanlý camii mimarisine zemin hazýrlamýþ, hankahlar, zaviyeler ve tekkeler hep bu plan esas alýnarak gerçekleþtirilmiþtir.

Çifte Minareli Medrese - Erzurum

Kayseri'deki Çifte Medrese I. Gýyaseddin Keyhüsrev'in týp medresesiyle kýzkardeþi Gevher Nesibe Hatun'un þifahanesinden ibaret dört eyvanlý bir yapýdýr (1205). I. Ýzzeddin Keykavus tarafýndan 1217-18'de Sivas'ta yaptýrýlan Þifahane'de göz, dahiliye, cilt ve ruh hastalýklarý tedavi edilirdi. Burada ruh hastalýklarýnýn musiki ile tedavi edildiði bilinmektedir.

Sifahiye Medresesi

Anadolu'daki en önemli medreselerden birini teþkil eden Konya'daki Sýrçalý Medrese (1242), klasik Selçuklu medreselerinin ilk örnekleri arasýnda yer alýr. Akþehir'deki Taþ Medrese 1250'de Sahip Ata tarafýndan yaptýrýlmýþtýr. Yine ayný þehirde Huand Medresesi, Siraceddin Medresesi ve Hacý Kýlýç Medreseleri dini ilimlerin okutulduðu medreseler idi.

Çifte Minareli Medrese - Sivas

Sivas'ta adeta birbirleriyle rekabet edercesine ayný yýl (1271) içinde yaptýrýlan Gök Medrese, Büruciye Medresesi ve Çifte Minareli Medrese abidevi eserler arasýnda yer alýr. Gök Medrese çifte minareleri mermer portalý, çeþmesi, süsleme ve köþe kuleleriyle Sahip Ata'nýn en gösteriþli eserleri arasýnda yer alýr. Gök Medrese Anadolu Selçuklu mimarisinin en geliþmiþ eseridir. Büruciyye Medresesi Muzaffer Bürücirdî tarafýndan, Çifte Minareli Medrese ise Ýlhanlý veziri Þemseddin Cüveynî tarafýndan yaptýrýlmýþtýr. Bunlarýn dýþýnda 1270'te Tokat'taki Gök Medrese Muineddin Süleyman Pervane tarafýndan yaptýrýlmýþtýr. Erzurum'daki Çifte Minareli Medrese veya Hatuniye Medresesi Anadolu'da yaptýrýlan en büyük medrese olduðu gibi mimarisi, planý ve süslemeleriyle ahenkli bir üsluba sahip abidevi bir eserdir.

KÜMBET VE TÜRBELER

Anadolu Selçuklularý tarafýndan yapýlan kümbetler Büyük Selçuklu mimarisinin bir uzantýsý olarak kabul edilmektedir. Çok mütevazý ölçüde yapýlmakla beraber mimari bakýmdan inanýlmaz bir zenginliðe sahiptir. XII. yüzyýlda inþa edilen ilk kümbetler önceleri sadece tuðladan daha sonra ise taþtan yapýlmaya baþlanmýþtýr. Þekil olarak sekiz, on, on iki köþeli veya silindirik gövde üzerine piramit yahut külahlý kümbetler baþta olmak üzere dilimli gövdeli kümbetler, kare planlý ve kubbeli, ya da dikdörtgen plan üzerine tonozlu türbeler olarak karþýmýza çýkmaktadýr. Dýþtan bakýldýðýnda bir kule þeklinde görünen kümbet genelde iki katlýdýr. Birinci kata birkaç merdivenle çýkýlýr. Burada sanduka mezar bulunur. Asýl mezar ise alt katta yani toprak seviyesinin altýnda mumyalýk denilen bölümdedir. Üst katta bulunan sanduka sembolik bir mezar þeklindedir. Burasý daha çok bir ziyaretgah veya mescit þeklinde düþünülebilir.

Bayindir Kümbeti

Kümbetler çoðu zaman baðýmsýz bir mimari eser olmakla beraber bazen de cami ve medreselere baðlý olarak inþa edilmiþtir. Erzurum'da Yakutiye Medresesi'ne baðlý olarak inþa edilen kümbet (1310) taþ iþçiliðinin en güzel örneklerindendir. XII. yüzyýlda yapýlan Selçuklu kümbetlerinden sadece II. Kýlýç Arslan kümbeti zamanýmýza kadar kalmýþtýr. Kayseri'deki Çifte Medrese Kümbeti (1206) en eski Anadolu Selçuklu eserlerinden biridir.

Döner Kümbet - Kayseri

I. Ýzzeddin Keykavus'un 1217 tarihinde Sivas'ta yaptýrdýðý Daru'þ-þifa'nýn saðýnda bulunan türbenin üzerinde tuðla kubbenin örttüðü mekan üstünde dýþtan on kenarlý bir kümbet yükselmektedir. Bu Anadolu Selçuklu tuðla, çini ve mozaik süslemelerin ilk abidevi eseri olup çini mozaik sanatýnýn daha sonra ulaþacaðý parlak geliþmenin ilk iþaretleri olarak kabul edilebilir. Isparta Atabey'de Medreseye baðlý olarak yapýlan Ertokuþ Kümbedi (1223) sekizgen gövde üzerine içten kubbe, dýþtan piramit külahla örtülü bir yapýdir. I. Alaeddin Keykubad'ýn emirlerinden Ali Tusî'nin saðlýðýnda Tokat'ta yaptýrdýðý türbe (1234)'de dýþtan sekizgen bir kümbet biçiminde yükselmektedir. Kayseri'deki II. Gýyaseddin Keyhüsrev'in annesi Mahperi Huand Hatun türbesi (1238) camiin medreseye bitiþen köþesine sonradan eklenmiþtir. Kayseri'deki Çifte Kümbet ise Alaeddin Keykubad'ýn hanýmý Melike Adiliye için 1247'de yaptýrýlmýþtýr. Amasya'da Torumtay'ýn 1266'da yaptýrdýðý Gök Medrese Camii’ne bitiþik kümbet kesme 70 taþtan kare þeklinde bir alt yapý üzerine tuðladan sekizgen bir gövde ve kývrýmlý bir piramit içindedir. Muzafferüddin Bürucirdî'nin türbesi Sivas Büruciyye Medresesi içerisindedir. Amasya'daki Torumtay türbesi (1278) diðerlerinden farklý bir özellik arz eder.

SK VE SARAYLAR

Anadolu Selçuklu sultanlarýnýn yaptýrdýðý saray ve köþkler oldukça mütevazý yapýlardýr. Kaba taþ ve tuðladan yapýldýklarý için uzun ömürlü olamamýþlardýr. II. Kýlýç Arslan'ýn yaptýrdýðý II. Kýlýç Arslan Köþkü'nün günümüzde sadece doðu cephesindeki duvarý kalmýþtýr. I. Alaeddin Keykubad tarafýndan tamir ettirildiði için onun adýný alan köþk kare bir mekan üzerine yerleþtirilmiþtir. I. Alaeddin Keykubad Beyþehir gölü kýyýsýnda Kubadabad adýyla meþhur bir saray yaptýrdý.

Alaaddin Köskü - Konya

Yine ayný hükümdar Kayseri'de Keykubadiye adýyla bilinen yazlýk bir saray yaptýrmýþtý. Keykubadiye sarayý bir kaynaktan çýkan sularýn oluþturduðu küçük gölün kuzey tarafýnda sýralanmýþ üç köþkten ibarettir. Muhtemelen 1224-1226 yýllarý arasýnda yapýlmýþtýr. Kayseri Erkilet yakýnýnda Hýzýr Ýlyas adýyla bilinen Selçuklu köþkü de muntazam kesme taþtan saðlam bir yapýdýr. Yine Kayseri Argýncýk köyünde Haydar Bey adýyla meþhur bir Selçuklu köþkü bulunmaktadýr.

DiL VE EDEBiYAT

XIII. yüzyýl Anadolu Selçuklularý'nýn siyasi bakýmdan büyük sýkýntýlara maruz kaldýðý bir dönem olmasýna raðmen Türk edebiyatýnýn ilk kuvvetli geliþmesi de yine bu dönemde olmuþtur. Bu dönemde yetiþen büyük mutasavvýflarýn kýsmen Arapça ve büyük bir çoðunlukla Farsça olarak kaleme aldýklarý ilmi ve edebi eserler yanýnda Selçuklu hükümdarlarý ve ileri gelen devlet adamlarý için kaleme aldýklarý eserler de vardýr. Ýste Anadolu'da Ýslâm kültür hayatýnýn büyük bir geliþme gösterdiði XIII. yüzyýlda Ahmed b. Muhammed et-Tûsi I. Ýzzeddin Keykavus adýna, Kelile ve Dimne'yi, Kadý Siraceddin Urmevî Mesud b. Ýzzeddin Keykavus adýna Kýstasü'l-adalet fî kavaidi's-saltanat'ý, Muhammed b. Mahmud da Siyasetname tarzýnda bir eser yazmýþtýr. Ýbn Bibî de Anadolu Selçuklu tarihinin baþlýca kaynaklarýndan olan el-Evâmirül'l Alaiyye'yi bu dönemde telif etmiþtir.

Mevlevi

Anadolu Selçuklullarý daha ilk zamanlardan itibaren sufilere karþý büyük bir saygý göstermiþtir. Tasavvuf erbabýnýn Selçuklu sultanlarý ve devlet adamlarýndan gördükleri yakýn ilgi muhtelif yerlerdeki sufilerin akýn akýn Anadolu'ya gelmelerine sebep olmuþtur. Bu dönemde Fahreddin-i Irakî, Þeyh Necmeddin Daye, Sadeddin-i Fergani ve Mevlana gibi Ýslam aleminin tanýnmýþ simalarý Anadolu'daki þehirlerde yaþýyorlardý.

Mevlana Celaleddin-i Rumi

Mevlana Celaleddin-i Rumi Farsça yazmakla beraber Anadolu'da geliþmekte olan Ýslami Türk edebiyatý üzerinde sürekli etki yapmýþtýr. Sultanü'l-Ulema Bahaeddin Veled'in oðlu olan Mevlana Belh'te doðmuþ ve 1273'te burada ölmüþtür. Eserleri arasýnda Muineddin Pervane'ye ithaf ettiði Fîhî Mâfih, Mesnevî ve Divan-i Kebîr sayýlabilir.

XIII. yüzyýlda Anadolu'da yaþayan ve özellikle halk kitleleri üzerinde çok tesirli olan þahsiyetlerden biri de Hacý Bektaþ-ý Veli'dir. O Ýslami ilimlere ve tasavvuf esaslarýna vakýf bir alim idi. XIII. yüzyýlda Türkçe eser yazan þairler arasýnda Hoca Ahmed Fakih, Þeyyad Hamza, Sultan Veled, Hoca Dehânî ve Yunus Emre'dir. Mevlana'nýn oðlu Sultan Veled Divan, Ýbtidânâme, Rebâbnâme ve Ýntihânâme gibi eserlerini babasýnýn etkisinde kalarak yazmýþtýr.

Hoca Ahmed Fakih XIII. ve XIV. yüzyýlda Anadolu'da büyük þöhrete kavuþan Türk þeyhlerindendir. O yaþca Mevlana'dan büyük olup babasý Sultanü'l-ulema Bahaeddin Veled'den fýkýh tahsil etmiþ, sonra ilahi cezbeye kapýlarak kitaplarýný yakýp daða çýkmýþ ve Bahaeddin Veled'in ölümünden sonra geri dönmüþtür. Ahmed Fakih'in günümüze intikal eden iki eseri Çarhnâme ile Kitab-ý Mesâcidi's-þerîfe'dir. Bunlar Anadolu Türkçesinin en güzel örneklerini teþkil eder.

Þeyyad Hamza dini ve tasavvufi þiirleriyle Ahmed Fakih'i takip etmiþtir. Türk tasavvuf edebiyatýnýn geliþmesinde büyük bir tesiri olan Þeyyad Hamza'nýn eserleri ve hatýrasý bu þiir tarzýnda güçlü simalarýn yetiþmesini saðlamýþtýr. Þeyyad Hamza'nýn Anadolu'da köy köy dolaþarak dini-tasavvufi þiir ve hikayelerle halký aydýnlattýðý söylenebilir. Yusuf u Züleyha adlý mesnevisi meþhurdur.

Hoca Dehhanî de Horasan'dan Anadolu'ya gelen þairlerden olup Sultan III. Alaeddin Keykubad'a bir kaside sunmuþ ve günümüze ulaþmayan manzum bir Selçuknâme yazmýþtýr. Dehhanî daha çok din dýþý konularda yazmýþtýr. XIII. yüzyýl sonlarýyla XIV. yüzyýl baþlarýnda yaþayan Yunus Emre ile Anadolu'da yetiþen tasavvufi Türk edebiyatýnýn en büyük temsilcisidir. Daha sonraki dönemlerde yaþayan pek çok edip ve þair onun etkisi altýnda kalmýþtýr. Yunus Emre'nin Divan'ý ile Risâletü'n-nushiyye adlý bir mesnevisi vardýr. O Türkçe divan sahibi ilk þairdir. Yunus þiirlerini aruz ve hece vezniyle yazmýþtýr. Yunus Emre ilahi aþký yaþamýþ ve duygularýný þiirlerinde dile getirmiþ, Ýslam’a baðlý, tarikat yoluyla halka ulaþmýþ bir büyük insandýr. Türkçe'nin ifade gücünü ispatlamýþ büyük bir dil ustasýdýr. Türk halký arasýnda en çok sevilen ve þiirleri Anadolu'da zevkle okunan Yunus Emre aradan asýrlar geçtiði halde canlýlýðý ve güzelliðini kaybetmeyen þiirleriyle Ýslami Türk edebiyatýnýn en seçkin temsilcisidir.

Kaynak: Osmanlý Tarihi

   

Yapim ve Tasarimi 2oo6 Sevde.NL Aittir