1328 (H. 728) târihinde Orhan Gazi, Abdurrahmân
Gazi ile Konur Alb'den Aydos kalesinin
fethedilmesini istedi. Ancak kalenin çok saglam
istihkâmlari, isin uzunca bir zaman alacagini
göstermekteydi. Bu sebeble mücâhid gaziler bir
firsat zuhur edecegi ve zaferi böyle
saglayacaklari ümidini beslemekte ve sebeblere
yapisip Allahü teâlâya tevekkül ederek
hazirliklarini sürdürmekte idiler. Nitekim
hadis-i serîfde; "Allahü teâlâ bir seyin
olmasini murâd ettiginde onun sebeblerini de
hazirlar" buyruldugu üzere, burada da hâdiseler
öylece gelisti.
Aydos kalesi tekfurunun güzel bir kizi vardi.
Bir gece rüyasinda dar ve derin bir kuyuya
düstügünü gördü. Kendisini kurtarmak için
tutunacak bir sey, bir çikis yolu da bulamadi.
Yakinlarindan kimse feryadina cevap vermedi. En
sonunda bu korkunç kuyunun ölümüne sebeb olacagi
korkusuyla ümidi kirildi. Çirpinmaktan
vazgeçtigi sirada nur gibi parlayan bir genç,
karanlik kuyunun kenarina gelip, onu bu
tehlikeli çukurdan çikardi ve ipekten elbiseler
verdi. Uyandiginda gördügü rüyadan hayretler
içinde kaldi. Gece gündüz rüyada gördügü yigidin
hayâli gözünün önünden gitmez oldu. Kendi
kendine; "Benim hâlim ne oldu ki, beni bu
çukurdan çikardi. Giyecekler verdi ve hem
durdugum yerden gitti. Öyle anlasiliyor ki,
benim hâlim baska türlüye dönse gerek" diye
düsünürken, ansizin Türkler kale önünde göründü
ve muhasara basladi. Muhasara bir müddet devam
etti. Kale çok saglam ve burçlari yüksek
oldugundan fethedilemedi. Tekfurun kizi, gönül
alici, piril piril bir günde içini karartan
kederleri ve meraki bir parça olsun dagitmak
için kale burçlarinda savasmaya çikti. Birden
asagida Türk askeri önünde dimdik duran
Abdurrahmân Gâzi'yi gördü. Rüyasinda kendisini
kuyudan çikaran kisi oldugunu anladi. Gördügü
rüyanin tâbirini kendisi yapti ve müslümanlar
arasina katilmanin lüzumunu duydu. Odasina gidip
rumca bir mektup yazdi. Bu mektupta, rüyasini
anlatip müslüman olmak istedigini belirtip; "Dileginiz
bu kaleyi almak ise, simdi kaçarcasina kale
önünden çekiliniz ve filân gece, bir kaç yigitle
gizlice duvarlarin altina geliniz, o vakit
kaleyi kolaylikla ele geçirmis olursunuz" diye
yazmisti. Yalvarislarla dolu olan mektubu bir
tasa sardi. Savasir gibi yaparak kaleden o tasi
Türk askerlerinin arasina atti.Tas yuvarlanip
Abdurrahmân Gâzi'nin önüne düstü. Abdurrahmân
Gazi, sarili tasi görünce hemen mektubu aldi ve
dogruca Akçakoca'nin yanina gitti. Mektup,
yazidan anlayanlara gösterildi, içindekiler
anlasilinca Konur Alb'in de istirakiyle durum
müzâkere edildi. Sonunda geri çekilis plânlari
düzenlendi. Kaleye son bir taarruz yapildiktan
sonra kendi oturduklari Samandra hisarini da
atese vererek düsmana bölgeden Türklerin
çekildikleri zannini vermeyi uygun gördüler, is
bundan sonra kararlastirildigi sekilde yapildi.
Aydos hisari halki, Türklerin korku ve
yilginliktan çekildiklerini zannederek sevinçten
kendilerinden geçip, yiyip içmeye basladilar,
isin nereye varacagindan habersiz, sarhos
oldular. Abdurrahmân Gazi mektupta belirtilen
gece, yaninda seksen yigitle kizin dedigi yere
geldi. Kiz, GâziAbdurrahmân'i bekliyordu. Onun
geldigini görünce, hisar bedenine ip baglayarak
asagiya sarkitti. Abdurrahmân Gazi bir örümcek
misâli ipe tirmanarak kaleye çikti. Arkasindan
bir avuç bahadiri da kaleye çikardi. Kizin
tavsiyesine uyarak kale kapilarini bekleyen
askeri zararsiz hâle getirmek üzere hisarin
kapisina vardilar. Sizmis, uyuyan kapicinin
yataginda bulduklari kale anahtarlari ile hisar
kapisini açtilar. Plân geregince disarda hazir
olan Akça Koca ve gaziler içeri girerek kaleyi
ele geçirdiler. Böylece Aydos kalesi fethedildi.
Kalenin fethinden sonra Abdurrahmân Gazi, tekfur
ile kizini ve pekçok ganimeti Yenisehir'de
bulunan Orhan Gâzi'ye götürüp teslim etti.
Keremli pâdisâh Orhan Gazi, âlemin tek sahibi
yüce Allah'a sükürler ettikten sonra Aydos
kalesi tekfurunun gönüller alan güzel kizini
Abdurrahmân Gazi ile nikahladi ve sayisiz
ganimetlerle mükâfatlandirdi. Evliliklerinden
Karaca Abdurrahmân adiyla taninan bir ogullari
oldu. Bu delikanli öyle bir mücâhid oldu ki,
Istanbul'da yasayan kâfirler rahat ve huzuru
unuttular ve gözlerine uyku girmez oldu. Bizans
kadinlari çocuklarini; "Karaca Abdurrahmân
geliyor, aglama!" diye korkuturlardi.
|