|
Emir Muhammed Defterdar anlatir: "Her gece yatsi
namazindan sonra, arkadaslarla bir yerde
toplanir, sohbet ederdik. Âlimlerin ilminden,
velîlerin kerametlerinden anlatirdik. Bir gün
yine böyle toplanmistik. Sohbet âninda söz,
hâlen hayâtta olan îmâm-i Sa'rânî'ye geldi. Onun
büyüklügünü anlayamayan bâzilari, aleyhinde
dedikodu etmeye basladilar. Ben de, onlarla
birlikte, aleyhinde konustum. O gece rüyamda,
kalabalik bir ordunun Misir'a bir iç karisikligi
düzeltmek için geldigini gördüm. Ordu kumandani,
Misir'in Bâbünnasr denilen kapisinda durdu ve; "Misir'in
sahibi ile görüsüp, Misir'in anahtarini
vermedikçe içeri girmeyiz" dedi. "Misir'in
sahibi kimdir?" dediler. O da; "Abdülvehhâb-i
Sa'rânî'dir" dedi. Kumandan, adamlarindan birini
gönderdi, îmâm-i Sa'rânî'yi evinde bulamadilar.
Oglu Abdurrahmân'a durumu anlattilar.
Abdurrahmân, babasinin müsâde edecegini
söyleyerek anahtari verdi. Rüyadan uyandigimda,
yaptigim hatâyi anladim. Demek ki, bu zamanda
Misir'in hakîkî sultâni Abdülvehhâb-i Sa'rânî
idi. Sabah oldugunda, tmâm-i Sa'rânî
hazretlerine gidip, talebesi olmakla sereflenmek
istedigimi bildirince; "Talebe olmaniz için ille
anahtar mi vermek lâzimdir?" buyurarak, gece
rüyada gördüklerimi bildigini isaret etti. Onun
bu kerametini görünce, kendisine daha ziyâde
baglandim. |