|
1764
yilinda Rusya, Osmanlilarin toprak bütünlügünü garanti ettigi
Lehistan'i isgal etmis ve kaçan mülteciler Osmanli sinirini
geçen Ruslar tarafindan katledilmistir. Bu olay üzerine Osmanli
Devleti Rusya'ya savas ilân etmistir(1768). Ruslar, Baserabya ve
Kirim'i isgal ettikleri gibi, Ingilizlerin de yardimiyla, Baltik
filosonu Akdeniz'e göndererek, Mora Rumlarini isyana tesvik
etmisler ve Çesme'de demirli Osmanli donanmasini gafil avlayarak,
gemileri yakmislardir. Bu arada Misir'da da bir isyan hareketi
baslamistir. Ruscuk ve Silistre önlerinde Osmanli kuvvetlerinin
mevzii basarilar kazanmasinin ardindan II. Katerina, Lehistan
isini halletmeyi plânladigindan Osmanlilarla anlasma yapmayi
kabul etmistir. I.Abdulhamit'in (1773-1789) basa geçmesinden
sonra imzalanan Küçük Kaynarca Antlasmasi ile (21 Temmuz 1774)
Kirim Hanligi Osmanlidan kopartilarak sözde bagimsiz bir devlet
olmus, Baserabya, Eflâk, Bogdan Osmanlilarda kalmis, ancak Azak
ve Kabartay bölgesi Rus hâkimiyetine geçmistir. Ruslar bu
anlasmayla Ingiltere ve Fransa'ya taninan kapitülâsyonlari da
kazanmis ve her yerde konsolosluk açma hakkini elde ederek,
Osmanlinin iç islerine karisabilecegi bir ortami kendine
hazirlamistir. Nitekim 1783'te Kirim'i isgal ve ilhak eden Rusya,
Karadeniz'e hâkim olarak, sicak denizlere inme politikasini
gerçeklestirme yönünde büyük bir adim atmis, Ortadokslari himaye
bahanesiyle de Balkanlardaki nüfuzunu kuvvetlendirmistir.
Rusya'nin nihaî amaci, Istanbul'u ele geçirerek Bizans'i yeniden
diriltmek idi. Iste bu maksatla, Osmanli Devleti'ni taksim etmek
üzere Avusturya ile gizli bir anlasma yapildi. Bu anlasmayi
haber alan Osmanli Devleti, Prusya ve Ingiltere'nin de
tahrikiyle Rusya'ya karsi savas açti. Halkin infialine neden
olan Kirim'i geri almak Osmanlinin en büyük arzusuydu. Ancak bu
savasa Rusya'nin müttefiki olan Avusturya'nin da katilmasiyla,
Osmanlilar iki cephede birden mücadele etmek zorunda kaldilar(1788).
Avusturya'ya karsi iki kez savas kazanildi. Belgrat ve Banat ele
geçirildi. Ancak Rusya'ya karsi dogu cephesinde basari
saglanamadi. Bu tarihlerde Osmanli tahtina III. Selim çikmisti
(1789-1807). III. Selim Isveç ile bir anlasma yaparak Rusya'ya
karsi bir müttefik kazanmisti. Ancak Rusya Bükres ile Küçük
Eflâk'i almis, ardindan da Belgrat ve Bender düsmüstü. 1790'da
Avusturya Imparatoru II.Joseph ölünce iç ayaklanmalar bas
göstermis ve Fransiz ihtilalinin etkileri bu ülkede de
hissedilmeye baslanmisti. Bunun üzerine yeni Imparator
II.Leopold, Zistovi anlasmasini imzalayarak Osmanlilarla olan
savasi sona erdirdi (1791). Bu anlasma mevcut statükoyu muhafaza
eden maddelerden ibaretti. Rusya ile de, Ispanya'nin
araciligiyla Yas Baris Antlasmasi imzalandi (1792). Rusya'nin
savas sirasinda isgal ettigi yerlerden sadece Özi, anlasmayla
verilmis oluyordu. Hem Avusturya hem de Rusya bu anlasmalarla,
Fransa ve Lehistan'daki gelismelere dikkatlerini verirken,
Osmanli Devleti de gerekli islahatlari yapmak için bir
soluklanma zamani bulabilecekti.
Iyi bir egitim görmüs olan III. Selim bu baris döneminden
faydalanarak, devlet içinde, özellikle askerî alanda, islahatlar
yapmak istiyordu. Bu maksatla, Nizâm-i Cedit adi verilen ilk
islahat hareketiyle, yeni bir ordu kurdu(1793). Yeniçeri
Ocagi'ni kaldiramayacagini bildiginden, öncelikle Nizâm-i Cedid
denilen bu orduyu batili tarzda düzenleyip, basarisini
kanitlamak gerekliydi. Ancak bundan sonra Yeniçeri Ocagi
lagvedilebilirdi. Fakat kendileri aleyhine ortaya çikan
gelismelerden endise duyan Yeniçeriler, bazi devlet adamlarini
da yanlarina çekerek yeniliklere karsi çiktilar ve isyan ettiler.
Üstelik bu arada Napolyon Bonapart, bir orduyla Misir'i isgale
baslamisti (1798). Osmanlilar, Rusya, Ingiltere ve Sicilya'nin
da menfaatlerine dokunan Fransiz isgaline karsi harekete geçti.
Ehramlar savasiyla, Misir'i ele geçirip, kuzeye yönelen
Bonapart, Akka'da Osmanli savunmasini geçemedi (1799). Kusatmayi
kaldiran Napolyon geri dönerken, yerine biraktigi ordu
komutanlari da maglûp edildiler. Neticede Fransizlar Misir'i
terk etmek zorunda kaldi(1801). Fransa'yi barisa zorlayan önemli
bir sebeplerden birisi de, Akdeniz'de Rus ve Türk donanmalarinin
is birligi yapmalari, Ingiltere'nin Fransiz savas ve ticaret
gemilerini taciz etmesiydi. Fransa'nin Akdeniz ve Orta Dogu'daki
ticarî menfaatlerinin zedelenmesi onlari barisa zorlamaktaydi.
1802'de imzalanan anlasmayla Fransa bölgede yine ticaret yapma
güvencesi almis ve kapitülâsyon hakkini elde etmistir. Bu olayi
bahane ederek Akdeniz'e inen Rus donanmasi, Osmanli donanmasiyla
birlikte Fransa'nin elindeki bazi adalari ele geçirmis idi.
Fakat halk, ebedî düsman olarak gördügü Rusya ile is birligi
yapilmasina büyük tepki göstermis ve bunun sonunda III. Selim'e
ve islahatlarina karsi cephe genislemisti. Üstelik Napolyon'un,
Orta Dogu'da Araplara yönelik propagandasinin da etkisiyle
bölgede bazi isyanlar çikmisti. Böylece Bulgaristan ve
Sirbistan'da çikan isyanlara bir de Suriye'de ve Hicaz'da çikan
isyanlar eklenmis oluyordu. Vehhabiler ayaklanarak, 1803-1804'te
Mekke ve Medine'yi ele geçirmislerdi. Osmanlilarin tekrar Fransa
ile yakinlasmalari, Ingiliz ve Ruslari harekete geçirmis ve
sonunda Rusya Eflak ve Bogdan'i isgal etmisti. Bu savas sürerken
Nizâm-i Cedit'in Rumeli''ye de kaydirilmasindan memnun olmayan
isyancilar Sehzade Mustafa'nin tahrik ve tesvikiyle birleserek
Ikinci Edirne Vak'asi denilen büyük bir ayaklanma baslatmislardi
(1806). Neticede Istanbul'da patlak veren Kabakçi Mustafa Isyani
III. Selim'in sonunu hazirladi. Saraya giren isyancilar III.
Selim'i tahttan indirerek yerine IV. Mustafa'yi tahta geçirdiler
(29 Mayis 1807). Nizâm-i Cedid lagvedildi. Fakat III.Selim'e
bagli olan Ruscuk bayraktari Mustafa, yenilik taraftarlariyla
birleserek, karsi darbede bulundu. Amaci III. Selim'i yeniden
tahta çikarmakti. IV. Mustafa'nin, sabik padisahi öldürttügünün
ögrenilmesi üzerine, kardesi II.Mahmut basa geçirildi (28 Temmuz
1808).
Alemdar Mustafa Pasa sadareti üslenerek, III. Selim'in
baslattigi islahatlari devam ettirmeye çalisti. Nizâm-i Cedit'i,
Sekbân-i Cedit adi ile yeniden canlandirdi. Ancak ulemayi ve
yeniçerileri memnun edemeyen Alemdar Mustafa Pasa, 1809'da çikan
bir isyanda öldü.
II.Mahmut ve Islahat Hareketleri; II. Mahmut devri (1808-1839),
hem gerçeklestirilen yenilik hareketleri ile hem de etnik ve
siyasî isyanlariyla Osmanli Devleti'nin yol ayrimina girdigi bir
dönemi ifade eder. II.Mahmut, öncelikle orduyu bastan asagi
düzenlemek ile ise basladi. Yeniliklere karsi çikan Yeniçeri
Ocagi bir nizamname ile ortadan kaldirildi. Vak'a-yi Hayriye
olarak adlandirilan bu köklü degisiklikle (15-16 Haziran 1826),
yeni bir ordu olusturuldu. Ancak yeniçeriler bu düzenlemeye
boyun egmeyerek isyan ettiler. Sadrazam'in sarayini basan
yeniçeriler sadrazamin ve islahatçilarin baslarini istediler.
Ancak At Meydani'nda toplanan yeniçeriler dagitildi, ocaklari
bombalandi. Böylece Avrupa tarzinda yeni bir ordunun kurulmasi
yönündeki en büyük engel ortadan kaldirilmis oluyordu. II.
Mahmut hükûmet teskilâtinda da degisikliklere giderek kabine ve
nezaret (bakanlik) usulünü benimsedi. 1836 yilinda Dahiliye ve
Hariciye Nazirliklari kuruldu. Avrupa devletleri ile A.B.D ile
ticarî anlasmalar yapildi. Iktisadî ve adlî sistemde
degisikliklere gidildi. Avrupa tarzinda egitim veren rüstiyeler,
Harbiye ve Tibbiye okullarinin açilmasi vb. gibi egitim alaninda
da islahatlar gerçeklestirildi.
Fakat, kimi seklî, kimi öze yönelik bu yenilikler devletin
içinde bulundugu zorluklari asmasina yetmedigi gibi, Osmanli
cografyasindaki parçalanma II.Mahmut döneminde daha da
hissedilir hale geldi.
Sirp ve Yunan Isyanlari; Fransiz Ihtilâli'nin getirdigi
milliyetçi fikirlerle temellendirilen ancak, daha ziyade
arkasinda Rusya ve diger Avrupa devletlerinin tesvik ve tahriki
olan etnik ve mahallî isyanlar bu dönemde alevlendi. III.Selim
zamaninda isyan eden Sirplar, 1812 Bükres Antlasmasi ile bazi
imtiyazlar almalarina ragmen, yeniden ayaklandilar. Yeniçeri
Ocaginin kaldirildigi tarihlerde Sirplarla kismî bir anlasmaya
varildi. Ancak 1830'da bir hatt-i serif ile Sirbistan'in Osmanli
hâkimiyetinde bir prenslik olarak varligi kabul edildi.
Rusya'nin XIX. yüzyila girerken Osmanliya karsi sürdürdügü
savaslarin altinda Balkanlari ve özellikle Rumlari Osmanli
Devleti'nden koparmak yatiyordu. Nitekim Odessa'da yeniden
örgütlendirilen Etnik-i Eterya adli cemiyetin baskanligina Yunan
Isyani sirasinda Çar I.Alexsandre'in yaveri Prens Ipsilanti
getirilmisti. Yapilan plana göre Yunanistan, Yanya ve Tuna
civarinda isyanlar çikarilacakti. Ipsilanti 1821'de Romanya'ya
geçerek Ortodokslari ayaklandirmaya çalisti fakat basarili
olamadi. Çar, Türklere yenilerek Macaristan'a kaçacak olan
Ipsilanti'yi desteklemekten vazgeçti. Bu sirada Mora'da da
Patras baspiskoposu isyan etmisti (25 Mart 1821). 1822'de
Yunanlilar bagimsiz olduklarini ilân ettiler, Mora'da ve
adalarda çok sayida Türk'ü katlettiler. Rusya ve Avrupa bu
isyani gayriresmî yollardan desteklemekteydiler.
Girit ve Mora valiliginin kendisine verilmesini II.Mahmut'a
kabul ettiren Mehmet Ali Pasa bu isyani bastirmakla
görevlendirildi. 1822'de Girit'e, 1824-25'te Mora'ya girildi. Bu
gelisme karsisinda Rusya, Fransa ve Ingiltere aralarinda
anlasarak (1827), Yunanistan'in özerk bir prenslik olarak kabul
edilmesi hususunda Osmanlilari sikistirmak istediler. Türkler bu
olayi iç islerine müdahale olarak kabul edip, teklifi reddetti.
Bunun üzerine Osmanli ve Misir donanmasi Navarin'de, bir kaza
sonucu(!), yok edildi. Üç ülkeyle iliskiler kesildi ve 1828'de
Rusya, müttefiklerinin destegiyle Osmanli Devleti'ne savas ilân
etti. Rus ordusu doguda Erzurum'u ele geçirdi. Batida ise Edirne
isgal edildi. Padisah, Prusya, Fransa ve Ingiltere elçilerini
araya sokarak, Londra Protokolünü kabul edecegini bildirdi.
Böylece Edirne Antlasmasi(1829) ve ardindan Londra Konferansi
(1830) imzalandi. Antlasma ile Prut iki ülke arasinda sinir
oluyor, Eflâk, Bogdan ile Sirbistan'in özerkligi kabul
ediliyordu. Girit'in Osmanlilarda kalmasi sartiyla Yunanistan'in
bagimsizligi da tasdik ediliyordu.
Mehmet Ali Pasa Isyani ve Misir Meselesi; Mora'nin elden
çikmasiyla, oglu Ibrahim'in Mora valisi olma ümidini kaybeden
Misir Valisi M.Ali Pasa, II.Mahmut'tan, yardimlarina karsilik,
Suriye'nin idaresini istedi. Bu istegin reddedilmesi üzerine
M.Ali Pasa harekete geçti ve Filistin ile Suriye'ye girdi
(1831). Akka ve Sam, oglu Ibrahim tarafindan ele geçirildi.
Ibrahim Pasa, kisa zamanda Anadolu'ya kadar ilerledi.
Konya yakinlarindaki savasta Osmanli ordusunu yenilgiye ugratti.
Her birinin ayri hesabi oldugu büyük devletler, telâslanarak
araya girmek istediler. Fransa ve Ingiltere'nin anlasamamasi
üzerine, Rusya durumdan faydalandi. Zor durumdaki II.Mahmut, Rus
ordusunun ve donanmasinin Istanbul yakinlarina gelmesine müsaade
etti. Rusya'nin kârli çikmasindan endiselenen Fransa ve
Ingiltere, II.Mahmut ile anlasma yapmasi için M.Ali Pasa'ya
baski yaptilar. Neticede Kütahya Antlasmasi imzalandi (1833). Bu
anlasmayla, Mehmet Ali Pasa, Misir ve Girit'ten baska Sam ve
oglu Ibrahim de, Cidde valiligi yani sira Adana'yi uhdelerine
alacaklardi. Rusya, yardimlarina karsilik II.Mahmut ile Hünkar
Iskelesi Antlasmasi diye bilinen bir anlasma yaparak,
Istanbul'daki durumunu kuvvetlendirmeyi basardi (1833).
Anlasmaya göre Osmanli Devleti'nin toprak bütünlügünün garantisi
ve gereginde Osmanlinin yardimina kosulmasi karsiliginda Rusya,
Bogazlarin bütün yabanci savas gemilerine kapatilmasini kabul
ettiriyordu. II.Mahmut, Kütahya anlasmasindan memnun degildi. Bu
sebeple M.Ali Pasa'ya karsi yeniden harekete geçti. Fakat
Osmanli ordusu Nizip'te bir kez daha yenildi (1839). Üstelik
Kaptan Pasa, Osmanli donanmasini Misir'a teslim etmisti. Bu
arada II. Mahmut ölmüs ve yerine I.Abdulmecit geçmisti
(1839-1861). Misir Meselesi'nin Çözümü ve Bogazlar Meselesi;
Rusya'nin Hünkar Iskelesi Antlasmasina dayanarak duruma tek
basina müdahale etmesini uygun bulmayan Ingiltere ve Fransa
yeniden devreye girdiler. Avusturya ve Prusya'nin da
katilmasiyla Londra'da bir konferans toplandi (1840).
Toplantida Mehmet Ali Pasa'nin veraset yoluyla Misir valiligine
sahip olmasi karsiliginda, Suriye'den ve elinde tuttugu Osmanli
donanmasindan vazgeçmesi istendi. Konferans kararlarini M.Ali
Pasa'nin tanimamasi üzerine Ingiltere Suriye limanlarini
donanmasi ile topa tuttu. Nihayet M.Ali Pasa durumu kabul etti.
I.Abdulmecit de iki ferman yayimlayarak onun valiligini
onayladi. Ardindan Ingiltere kendileri aleyhine olan Hünkar
Iskelesi Antlasmasi'nin yürürlükten kaldirilmasini öngören
uluslararasi bir konferansa ev sahipligi yapti. Londra
Antlasmasi ile (Temmuz 1841), Istanbul ve Çanakkale
bogazlari'nin baris zamaninda savas gemilerine kapali
tutulmasinin kararlastirildigi bir Bogazlar Sözlesmesi
imzalandi. Böylece Ingiltere, Rusya'nin elinden inisiyatifi
almis oluyordu.
Daha önceleri gerçeklestirilmeye çalisilan Islahat Hareketleri,
Osmanli Devleti'nin kendi iradesiyle uygulamaya çalistigi, içte
ve distaki basarisizliklarini önlemeye yönelik yenilikleri ifade
etmekteydi. Ancak Avrupa ve Rusya'nin mütemadiyen iç islerine
müdahale etmesi, Osmanli Devleti'ni, kendi inisiyatifi disinda,
yeni tedbirler almaya zorlamaktaydi. Özellikle gayrimüslim
unsurlari bahane eden devletlerin müdahalelerine firsat vermemek
için idarî ve hukukî düzenlemelere gidilmesi düsünülmekteydi.
Hariciye Naziri Mustafa Resit Pasa'nin hazirladigi düzenlemeler,
I.Abdülmecit tarafindan tasdik edilmisti. 3 Kasim 1839'da
I.Abdülmecit "Gülhane Hatt-i Hümayunu"nu ilan ettirdi.
Bu fermanda, dini ve irki ne olursa olsun Osmanli tebaasindan
olan herkesin esit olmasi, herkesin yasalara göre yargilanmasi,
varligi ölçüsünde vergilendirilmesi ve askerlik süresinin 4-5
yili geçmemesi gibi hükümler yer aliyordu. Ayrica Osmanli
Devleti bu dönemde Avrupa tarzina öykünen idarî düzenlemelerde
de bulundu. Bu sekilde Avrupa devletlerinin en azindan
bazilarinin, Osmanli Devleti'nin toprak bütünlügüne saygisinin
kazanilmasi hedeflenmekteydi. Fakat gelisen siyasî olaylar,
bunun o kadar kolay olmayacagini gösterecektir.
Sark Meselesi ve Kirim Savasi; Tanzimat döneminde nispeten
saglanan baris ortami, Rusya'nin müdahalesiyle tekrar bozulmaya
basladi. Balkanlarda panislavist bir politika izleyen Rusya,
ayni zamanda "Kutsal yerler sorunu"nu ortaya atarak, dogrudan
dogruya Osmanli Devletinin varligini hedef almaktaydi.
Avrupalilar tarafindan "Sark Meselesi", önceleri Osmanli
Devleti'nin toprak bütünlügünün saglanmasi seklinde
düsünülürken, daha sonra bu topraklarin paylasimi sorunu hâline
dönüstürüldü. Çünkü Osmanli Devleti artik bir "hasta adam" idi.
Ancak R.Mantran'in da ifade ettigi gibi, hasta, kendisini
iyilestirmeyi amaçlamayan doktorlarin insafina kalmisti. Onlar,
Avrupa'nin hasta adaminin mirasini paylasma telâsindaydi.
Küçük Kaynarca antlasmasi'ndan sonra Osmanli topraklarindaki
Ortodokslar'in haklarini koruma rolünü üstlenen Rusya, Kudüs
merkezli "kutsal yerler"in korunmasi ve idaresi hususunu da
gündeme getirdi. Fransizlarla imzalanan kapitülâsyonlarda, Lâtin
din adamlarina Kudüs Kilisesi üzerinde bazi haklar taninmisti.
1808'den itibaren Rusya'nin baskilari neticesinde onlarin yerini
Ortodoks papazlar almaya basladi. Fransa'nin ve Rusya'nin
1850-51'de Bab-i Ali'ye bu durum hakkinda yaptiklari
müracaatlar, kurulan komisyonlarda degerlendirildi ve bazi
kararlar alindiysa da hiçbirini memnun edemedi. Bunun üzerine
Çar I.Nikola, Ingiltere'ye Osmanli Devleti'ni aralarinda
paylasmayi teklif etti ve Ingilizlerin sessizligini korumasi
üzerine de askerlerini Baserebya ve Lehistan'a çikartti. Rus
elçisi Mençikof'un asiri tavizler içeren teklifini reddeden
I.Abdülmecit, Ingilizlere yakin olan Mustafa Resit Pasa'yi
sadrazamliga getirdi. Ruslar 26 Haziran 1853'te, Prut'u geçerek,
Eflâk ve Bogdan'i istilâ ettiler. Osmanli Devleti, Fransa ve
Ingiltere ile ittifak anlasmasi imzaladi. Bu ittifaka Avusturya
ve Italyan birligini kurmaya çalisan Piyemento hükûmeti de
katildi. Ittifak donanmasi Çanakkale'de mevzilenmisti. Durumdan
endiselenen Rusya, askerlerini geri çekmeye basladi.
Müttefikler, Rusya'nin Karadeniz'deki gücünü ortadan kaldirmak
için, Kirim'a yöneldiler. Ruslarin en büyük üssü olan
Sivastopol, bir yil süren bir kusatmanin ardindan ele geçirildi
(1855). Bu sirada tahta oturan II.Alexandre, baris yapmayi kabul
etti. Müttefiklerin yani sira Prusya'nin da katildigi Paris
Antlasmasi ile (30 Mart 1856), taraflar isgal ettikleri
bölgelerden çekilecek, Osmanlilarin toprak bütünlügü ve
Bogazlarin statüsü, Avrupa'nin "kefilligi" altinda korunacakti.
Osmanlilarin Avrupa Konseyi'ne dahil edilmesi karsiliginda ise,
sultan yeni bir islahat fermani irat edecekti. Bu madde ve
Karadeniz'in tarafsizliginin kabulü, savasin galibi durumundaki
Osmanlilardin aleyhine idi. Nitekim, Eflâk ve Bogdan'in
birlesmesi ve Sirbistan'a yönelik yeni haklar da Paris
Antlasmasiyla tescil edilmisti.
Henüz Kirim Savasi sürerken, Viyana'da bir araya gelen
Ingiltere, Fransa ve Avusturya, Hristiyanlarla Müslümanlar
arasindaki farkliliklarin her alanda ortadan kaldirilmasini
öngören bir fermani sultanin yayimlamasini, baris için ön sart
kosmuslardi. Paris Antlasmasi müzakere edilirken, müttefiklerin
bu istekleri I.Abdülmecit tarafindan yerine getirildi ve Islahat
Fermani ilân edildi (18 Subat 1856). Tanzimat'la kabul edilen
hususlarin esas alindigi bu fermanla, Müslümanlarla Hristiyanlar
arasinda esitlik saglandigi Avrupa'ya garanti edilmis oluyordu.
Ayrica iç hukuk alaninda ve ticaret hukukunda da yenilikler
getiriliyor, Ceza ve medenî hukukun bir bölümü, dinî esaslardan
arindiriliyordu. Aslinda Tanzimat süreciyle baslayan bu
degisiklikler, idari yapilanmada da kendisini hissettirmistir.
1868'de Sura-yi Devlet ve Divan-i Ahkam-i Adliye kurularak
buralarda hem Hristiyanlar hem de Müslümanlar
görevlendirilmistir. Islahat Fermani ile getirilen
düzenlemelerin uygulanmasi daha çok I.Abdülaziz'in tahta çikmasi
(1861-1876) ile gerçeklesebilmistir.
Paris Antlasmasina imza koyan devletler, anlasma maddesinde de
yer aldigi için Islahat Fermani'ni, Osmanli Devleti'ne müdahale
etmede bir koz olarak kullanmislardir. Nitekim Fransa,
Dürzilerin Katolik Marunilere saldirmasini bahane ederek
Lübnan'a asker çikarmis ve 1871'e kadar orada kalmistir.
Karadag'da çikan bir anlasmazlik yine büyük devletlerin
araciligi ile halledilmistir (1862). Güçlü devletler tarafindan
tesvik ve tahrik edilen Balkanlardaki Hristiyan topluluklari,
çikardiklari isyanlar bastirilsa dahi, Osmanli Devleti'nden yeni
haklar elde etmeyi basaracaklardir. Örnegin Sirplar ve Bulgarlar
yeni haklar elde etmis, Eflâk ve Bogdan'in Romanya adi altinda
birlesmeleri kabul edilmistir. Muhtariyet haklari genisletilen
Misir'da, Ingiliz-Fransiz nüfuz mücadelesi kizismis, III.
Napolyon'un tesebbüsü üzerine, Abdülaziz istemedigi hâlde Süveys
Kanali projesini kabul etmek zorunda kalmis ve kanal 1869'da
büyük bir törenle açilmistir.
Avrupa devletleri ve özellikle Rusya'nin kiskirttigi
topluluklar, bagimsizliklarini ilân etmek için harekete
geçmekteydiler. 1866'da Girit Isyani çikti. Yunanistan'a
baglanmak amaciyla baslayan isyan bastirilmasina ragmen, Avrupa
devletleri araya girerek sultanin Girit'e yeni bir statü
vermesini sagladilar (1868). Rusya tarafindan olusturulan
komitalar vasitasiyla Bulgarlar ayaklandirildi. Onlara da genis
haklar verildi (1870). Fakat bununla yetinmeyen Bulgarlar, Bosna
ve Hersek'teki karisikliklarin ardindan yeniden ayaklandilar
(1875-76).
Bulgar isyani sert biçimde bastirildi. Fakat bu sirada Genç
Osmanlilar, Abdülaziz'e baslattiklari muhalefeti, mücadeleye
dönüstürdüler. Nihayet Mithat Pasa'nin öncülügündeki yenilikçi
idareciler Abdülaziz'i tahttan indirerek yegeni V.Murat'i basa
geçirdiler(30 Mayis 1876). Ancak hastaligi sebebiyle üç ay sonra
o da tahttan indirilerek, Kanun-i Esasi'yi ilân edecegini beyan
eden kardesi II.Abdülhamit Osmanli tahtina çikarildi.
Bu arada Rusya'nin Osmanli Devleti'ne baski kurmasini kendi
menfaatine aykiri gören Ingiltere, Balkanlardaki bunalimi
görüsmesi için Istanbul'da uluslar arasi bir konferans
toplanmasini saglamisti. Istanbul Konferans çalismalarini
sürdürürken II.Abdülhamit Mesrutiyet'i ilân etti (23 Aralik
1876). Kurulacak Meclis-i Mebusan'da bütün topluluklar temsil
edilebilecekti. Parlâmenter monarsi, Istanbul Konferansi'nin
toplanis sebebini tamamen ortadan kaldirmasina ragmen,
konferansa katilan devletler, Balkan topluluklarinin
bagimsizliklarini istediklerinden bir sonuca varilamadi. Osmanli
Devleti'nin çagrilmadigi Londra'da toplanan bir baska
konferansta, büyük devletler isteklerini tekrarladilar. Rusya,
Osmanli Devleti'ne alinan kararlari kabul ettirmek için savas
ilân etti.(Nisan 1877). Tarihimizde "93 Harbi" diye bilinen
1877-1878 Osmanli Rus Harbi, askerî ve siyasî bakimdan önemli
sonuçlar dogurmustur.
Kanun-i Esasi'nin kabulü ile açilan Genel Meclis, padisah
tarafindan seçilen Ayan Meclisi ve halk tarafindan seçilen
Mebusan Meclisi'nden ibaretti. Londra Konferansi'ndan önce
çalismaya baslayan bu meclis, hükûmet tarafindan sunulan teklif
ve kanun tasarilarin karara baglayarak ilk dönem çalismalarini
tamamlamisti. Ancak 93 Harbi'nin sürdügü sikintili zamanlarda
meclisteki azinlik mebuslari çalismalari sekteye ugrattigi gibi,
bunalimin artmasini da sagliyorlardi. Nitekim Gazi Osman
Pasa'nin büyük bir kahramanlik göstererek 5 ay savundugu
Plevne'yi asan Ruslar, Yesilköy'e kadar ilerlemislerdi. Dogu'da
ise ancak Erzurum önlerinde durdurulmuslardi. Meclis savasin
gidisatindan hükûmeti ve padisahi sorumlu tutarak, siyasî
tansiyonu yükseltmekteydi. II. Abdülhamit, devletin ileri
gelenleri ve bazi mebuslarla yaptigi toplantidan bir sonuç
alamayinca, Kanun-i Esasi'nin kendisine verdigi yetkiyi
kullanarak, etnik yapisinin karisikligi sebebiyle çalismalari
aksayan meclisi kapatti (14 Subat 1878). Bu I.Mesrutiyet'in sonu
demekti.
Berlin Kongresi ve Balkanlardaki Gelismeler; Istanbul önlerine
kadar gelmis olan Rusya ile Yesilköy (Ayastefanos) Antlasmasi
imzalandi (3 Mart 1878). Bu anlasmayla, sözde Osmanli'ya bagli
Dobruca, Dogu Makedonya ve Trakya'yi içine alan Büyük
Bulgaristan Prensligi kuruluyor; Romanya, Sirbistan ve Karadag
bagimsizliklarina kavusuyordu. Ancak, Rusya'nin genislemesinden
rahatsizlik duyan Avrupa devletlerinin araya girmesiyle bu
anlasma hükümleri yürürlüge giremedi.
Ingiltere donanmasini harekete geçirdi. Osmanli Devleti ile
yaptigi bir anlasmayla Kibris'a yerlesti ( 4 Haziran 1878).
Araya giren Bismark, ülkesinde bir konferansa ev sahipligi
yaparak hem muhtemel bir savasi önlemek hem de Almanya'nin
menfaatlerini korumak istiyordu. Nitekim Osmanli Devleti,
Ingiltere, Fransa, Avusturya, Almanya, Italya ve Rusya'nin da
katildigi Berlin Kongresi 13 Temmuz 1878'de imzalanan bir
anlasmayla son buldu. Bu anlasma, artik Rusya'nin yani sira,
diger devletlerin de parçalamaya çalistiklari Osmanli'dan, kendi
paylarini alma anlasmasiydi. Berlin ve Ayestafanos
antlasmalarinda öngörüldügü gibi, Sirbistan, Karadag ve
Romanya'nin bagimsizligi onaylandi. Bulgaristan üç bölüme
ayrildi. Bulgaristan Prensligi haricinde müstakil bir Dogu
Rumeli eyaleti olusturuldu. Girit'in statüsüne benzer bir
statüyle Makedonya, Osmanli Devleti'nin elinde kaldi. Yunanistan
Tesalya ve Epir'in bir bölümünü aldi. Bosna-Hersek, Avusturya
tarafindan isgal edildi. Rusya, Kars, Ardahan ve Batum'a sahip
oldu. Berlin Kongresi, büyük devletlerin Osmanli Devleti'ni
paylasma ve ortadan kaldirma arzularinin bir neticesi idi.
Balkanlarda büyük devletlerin inisiyatifiyle ortaya çikan küçük
devletçikler, bölgede o dönemden günümüze kadar ulasan siyasî ve
etnik çatismalarin piyonlari olmaktan öteye gidemediler. Nitekim
Avusturya'nin ve Rusya'nin Balkanlarda nüfuzlarini artirmalari,
Balkan Savaslari ve I.Dünya Savasi'nin çikmasina yol açacaktir.
Berlin Kongresi'nin sonuçlari kisa zamanda ortaya çikmaya
baslamisti.
Balkanlardan bir pay alamayan Fransa, önceden nüfuz sahasina
dahil ettigi Cezayir ile Tunus arasindaki sinir problemini
bahane ederek, Tunus'u isgal etti (1881). Fransa ile Ingiltere
arasinda çekismeye sahne olan Misir'da, Hidiv Ismail Pasa'ya
karsi baslatilan bir askerî ayaklanma ile ortaya çikan durum
Istanbul'da görüsülürken, Ingilizler Iskenderiye'yi topa tuttu.
Osmanlilarin karsi çikmalarina ragmen Ingilizler Misir'i ele
geçirdiler(1882). Bulgaristan Prensligi, Dogu Rumeli'de çikan
isyani degerlendirerek (1885), bölgeyi kontrolü altina aldi.
Osmanli Devleti Rusya'nin baskisi sonunda, Kircaali ve Rodop
disindaki Dogu Rumeli Valiligi'nin Bulgar Prensligi'nin
idaresine geçmesini kabul etmek zorunda kaldi (1886). Ikinci
Mesrutiyet'in ilâni sirasinda ise Bulgarlar bagimsizliklarini
ilân ettiler (1908). Bulgar, Yunan ve Arnavutlarin hak iddia
ettigi Makedonya'da çikan olaylar Osmanli kuvvetleri tarafindan
bastirildi. Fakat, Rusya ve Avusturya devreye girerek Osmanli
hâkimiyetindeki Makedonya'da, ülkelerinden iki gözlemcinin görev
yapmasini sagladilar (1893). Megalo Idea adini verdigi Bizans'i
diriltme çabasindaki küçük Yunanistan, 1896'da çikan isyani
bahane ederek Girit'i ilhaka yeltendi (1896). Osmanlilar Dömeke
Meydan Savasi ile Yunanlilari büyük bir bozguna ugrattilar
(1897). Fakat Rusya ve Avrupa devletlerinin müdahalesi ile
Istanbul'da toplanan bir konferans ile Girit'te valiligine Yunan
kralinin oglunun getirildigi özerk bir yönetim kurulmasi, adanin
fiilen Yunanistan'a birakilmasi anlamina geliyordu.
93 Harbi'nden sonra sun'i bir Ermeni Meselesi ortaya
çikarilmisti. Osmanli Devleti'ne bagliliklari sebebiyle
"millet-i sadika" olarak adlandirilan Ermeniler, önceleri Dogu
Anadolu'yu ele geçirmek isteyen Rusya ve ardindan Ingiltere
tarafindan kullanilmaya basladilar. Hinçak ve Tasnak tedhis
örgütlerini kurarak, Istanbul ve tasrada terör yaratan bazi
Ermeniler özellikle Ingilizler tarafindan destekleniyorlardi.
Dogu'da hiçbir zaman çogunluk olamayan Ermenilere kurdurulacak
bir devlet ile Rusya Akdeniz ve Orta Dogu'ya sizabilecekti.
Ingiliz himayesindeki bir Ermeni devleti ise aksine bunu
önleyebilirdi. Her iki tarafinda kullandigi Ermeniler 1889'dan
itibaren tedhise basladilar. Van, Erzurum ve Bitlis'te çikan
olaylar bastirildi. Ardindan baskentte Osmanli Bankasi'na kanli
bir baskin yaparak bankayi isgal ettiler. II.Abdülhamit'e
yönelik bir suikast tesebbüsünde bulundular. I.Dünya Savasi ve
Istiklal Harbi yillarinda da Ermeniler devlet aleyhine
faaliyetlerini devam ettirmislerdir.
I.Mesrutiyet'in kaldirilmasindan sonra II.Abdülhamit içte ve
dista meydana gelen olumsuz gelismelerin de etkisiyle, kati bir
yönetim sergilemeye baslamisti. Mesrutiyet taraftarlari da buna
karsilik muhalefetlerinin dozunu artirmislardi. Osmanlilik
fikrinin temsilcisi olan Sadrazam Midhat Pasa 1881'de ölüm
cezasina çarptirilmis, sonra affedilerek, Arabistan'a sürgüne
gönderilmis ve 1883'te öldürülmüstü.
Ali Suavi, Ziya Pasa ve Namik Kemal gibi kisiler de sultan
tarafindan bertaraf edilmislerdi. Ancak devletin içinde
bulundugu güç durum onlarin baslattigi muhalefetin güçlenerek
büyümesine zemin hazirlamaktaydi. Balkanlardaki çalkantilarin
yani sira Osmanli Devleti iktisadî açidan da çok zor durumda
idi. Devlet iç ve dis borçlarini kapatabilmek için batililarin
elindeki Osmanli Bankasi ile malî bir anlasma imzalamak zorunda
kalmisti (1879 ve 1881). Buna göre banka mali yardimlari
karsiliginda, devletin bazi gelirlerini devraliyordu. Ingiliz ve
Fransizlarin kontrolünde bu maksatla kurulan Düyun-i Umumîye
Idaresi Osmanli ülkesini âdeta bir sömürge hâline getirecektir.
Genç Türkler veya Jön Türkler adi verilen ve yurt disinda ve
içinde faaliyet gösteren Mesrutiyet taraftarlari, Istanbul'da
Ittihad-i Osmani dernegini kurmuslar ve bu dernek 1894/95'te
Ittihat ve Terakki Cemiyeti adini almisti. Selanik'te Enver ve
Niyazi Pasalar gibi subaylarin da katilmasiyla güçlenen
Ittihatçilar, Osmanli devletini ancak Kanun-i Esasî'nin yeniden
kabulünün kurtarabilecegini düsünüyorlardi. Kolagasi Niyazi Bey
ve ona katilan Enver Bey'in Resne'de isyan ederek daga çikmalari
ve Rumeli'de halk tarafindan büyük bir destek bulmalari üzerine
II.Abdülhamit anayasayi yürürlüge koyarak II.Mesrutiyet'i ilân
etti ((23 Temmuz 1908).
17 Aralik 1908'de meclis yeniden açildi. Yapilan seçimlerde
Ittihat ve Terakki Firkasi büyük bir basari saglamisti. Ancak bu
gelismeler esnasinda Bulgaristan bagimsizligini elde etmis ve
Girit meclisi Yunanistan'a ilhak karari almisti.
Isgal altindaki Bosna Hersek ise Avusturya tarafindan fiilen
ilhak edilmisti (5 Ekim 1908) Millî bir politika izlemeyi
amaçlayan Ittihatçilar, olumsuz gelismelerin de etkisiyle
gittikçe otoriter bir idare olusturmaya baslamislardi. Bundan
faydalanmak isteyen Mesrutiyet aleyhtarlari, bazi Avrupa
devletlerinin de kiskirtmasiyla isyan ettiler. Istanbul'daki
Avci Taburlari'nin 13 Nisan 1909'da baslattiklari isyan
sirasinda pek çok Ittihatçi öldürüldü. II.Abdülhamit olaylari
önleyemedi. Bunun üzerine Mahmut Sevket Pasa komutasindaki ordu
Selanik'ten yola çikti. Harekat Ordusu adi verilen bu ordunun
kurmay baskani Mustafa Kemal idi. Harekat Ordusu, kisa sürede
duruma hâkim olarak isyani bastirdi. Isyandan sorumlu tutulan
II.Abdülhamit, seyhülislâmdan alinan fetva ile meclis tarafindan
tahttan indirildi (27 Nisan 1909) ve kardesi V. Mehmet Resat
yerine getirildi. V.Mehmed (1909-1918) devlet idaresinde
inisiyatifi Ittihatçi hükûmete birakmisti. Yeni iktidar
zamaninda da felâketler birbirini takip etti. Osmanli Devleti
hizla dagilma devrine girmekteydi.
Osmanlilarin iç isleri ve Balkanlardaki gelismelerle ugrasmasini
firsat bilen Italyanlar, Avusturya'nin Bosna-Hersek'i ilhak
etmesi (1908), Arnavutlarin isyani (1910) gibi olaylardan da
cesaretlenerek, pastadan pay alabilmek için Trablusgarp'a asker
çikardi. (Eylül 1911). Italyan donanmasi denizden, Ingilizler
ise Misir'i ellerinde bulundurdugundan karadan, Osmanlilarin
bölgeye asker göndermesini imkânsiz hâle getirmisti. Bu sebeple
Osmanli hükûmeti gizlice Türk subaylarini bölgeye göndererek
mahallî bir direnisi örgütleme yolunu seçmisti. Derne ve
Tobruk'da Mustafa Kemal, Bingazi'de ise Enver Pasa Italyanlara
karsi büyük basarilar kazandi. Savasi kazanamayacagini anlayan
Italya, Osmanlilari barisa zorlamak için Oniki Ada'yi isgal
etti. Ancak bundan ziyade Balkanlarda baslayan savas
Osmanlilarin barisi imzalamaya zorladi. Usi Antlasmasi ile
Italyanlar isgal ettikleri yerleri muhafaza ettiler (1912)
Türk-Italyan Savasi'nin basladigi sirada Balkan devletleri
aralarindaki anlasmazliklari bir tarafa birakarak, Osmanli
Devleti'ne karsi bir ittifak olusturdular. Rusya'nin
mimarliginda gerçeklesen Bulgar-Sirp ittifakina daha sonra
Yunanistan ve Karadag da katildi (1912). Karadag ile baslayan
savasa 18 Ekimde diger Balkan devletleri de istirak etti. Bu
sirada Osmanli askerleri, subaylarin bir kisminin politik
çekismelerle mesgul olmasindan dolayi daginik bir hâldeydi.
Bunun sonucunda Balkan devletleri, Osmanlilar karsisinda
kendilerinin de beklemedigi bir zafer kazandilar. Yunanlilar Ege
adalarini ele geçirdiler. Sirplar Kumanova'da üstünlük
sagladilar. Sirplarin denize çikmalarini önlemek için
Avusturya'nin destegi ile Arnavutluk bagimsizligini ilan etti
(28 Kasim 1912).
Bulgarlar ise Edirne'yi ele geçirerek Çatalca'ya kadar
ilerlediler. (19 Kasim 1912). 16 Aralikta Londra'da baslayan
görüsmeler bir ara iktidardan düsen Ittihatçilarin yeniden is
basina gelmesi üzerine kesilmisti. Nihayet Mayis ayinda Londra
Antlasmasi imzalanarak I.Balkan Savasi sona erdi. Gelibolu
Yarimadasi hariç Trakya, Bulgaristan'a verildi. Makedonya'nin
büyük bir kismi Yunanistan ve Sirbistan arasinda paylasildi.
Özellikle Makedonya'nin paylasimi Bulgarlari rahatsiz
etmekteydi. Sirbistan ve Yunanistan, Bulgarlara karsi ittifak
olusturdu. Bu ittifaka Romanya da katildi. Bulgaristan ile bu
ittifak savasa girince, durumdan faydalanmak isteyen Osmanli
Devleti de Bulgar isgalindeki topraklari geri almak için
harekete geçti. Kirklareli ve Edirne kurtarildi. II.Balkan
Savasi, taraflarin imzaladigi Bükres Antlasmasi ile sona erdi
(1913). Bulgaristan ile imzalanan Istanbul Antlasmasi ile, Meriç
nehri iki ülke arasinda sinir oldu. Bulgaristan'daki Türklerin
haklari belirlendi (29 Eylül 1913). Yunanistan ile imzalanan
Atina Antlasmasi ile ise Girit'in Yunanistan'a birakilmasi kabul
edildi (14 Kasim 1913). Büyük devletler bu anlasmalardan sonra
Çanakkale Bogazi yakinlarindaki Bozcaada ve Imroz'u Osmanlilara
geri verdiler. Balkan Savaslari, Balkanlardaki Türk varliginin
büyük bir kiyima ugramasina sebep olmustur. Yüz binlerce Türk
savaslar sirasinda ve sonrasinda aç ve yokluk içinde buradan göç
etmek zorunda kalmistir. |